Gönderi

-----Subliminal Algılar & FEROMON----- Limbik alan: birçok hayati görevden sorumlu önemli bir bölgedir. Tümüyle istemimizden bağımsız, kendi kafasına göre çalışan bu bölge, aynı zamanda duyguların merkezinin de bulunduğu yerdir. -Kısa süreli gösterilen fotoğraflar.. Gözünüzün önünde bir şey görü­nüp hemen kaybolur. O kadar hızlı olur ki bu işlem, size tam olarak ne gösterildiğini anlayamazsınız. Fakat beynimizin tam ortasında yer alan limbik sistem ne kadar hızlı gösterilmiş olsa da o fotoğrafı yakalar. -Örneğin korkunç bir fotoğraf çok hızlı bir şekilde size gösterildi. Siz bunu bilinç­li düzeyde algılamayacaksınız ama limbik sistemin merkezin­de bulunan amigdala adlı yapı, tüm vücuda "Ben korkunç bir fotoğraf gördüm, hemen kendinizi toparlayın diyecek. Doğal olarak siz, daha bilinç düzeyinde ne olduğunun farkında bile değilken kalbiniz daha hızlı atmaya başlayacak, elleriniz ter­leyecek, tükürük salgınız azalacak yani sizden bağımsız, derin bir yapılanma tüm işleri sizin için hâlledecek. ( bak bunun koku versiyonu 'feromon'. O da bilinç düzeyinde algılanmıyo, beynin derin bölgelerinde algılanıyoO!) ---------------KOKU -Her ne kadar siz fark edemeseniz de birçok kararınızı almada koku­nun çok büyük rolü bulunmaktadır. -Talamus, beynimizin ortasında bir yerlerde bulunur..vücudumuz­dan gelen hemen hemen tüm duyular (koku hariç), beyinde kendisiyle ilgili merkeze gitmeden önce talamusa uğramak zorundadırlar.. talamus ilgili sinyalin geçmesine izin verirse o duyu ilgili merkeze ulaşabilir. -Yani talamusun duyuları filtre edebilme özelliği vardır. Talamusun bu özelliği hayatımıza dair çok önemli bir kolaylık sağlar. Bu sayede kolunuzdaki saati ve aya­ğınızdaki ayakkabıyı her seferinde hissetmek zorunda kalmaz­sınız. Yani biri size hatırlatmadığı müddetçe saatinizin kordo­nunun derinize değmesiyle oluşan uyarılar filtre edilir ve saat vücudunuzun bir parçasıymış gibi hareket edersiniz. -İşin ilginci talamu­sun gelen uyarıyı artırıcı özelliği de bulunmaktadır. Örne­ğin yeni doğum yapmış bir anneyi düşünün. Anne gece uyur­ken dışarıdan gelen çöp arabasının sesini duymayabilir ama bu sesten çok daha düşük şiddetteki bebeğinin mırıldanma sesi bile hemen uyanmasına neden olacaktır. ---------- Başta da belirttiğimiz gibi tüm duyular ilgili merkezlere gitmek için önce talamusa uğramak zorundadırlar. Tek bir duyu hariç. => KOKU * Koku reseptörleri burnun iç çeperinde yer alır ve koku duyusunu taşıyan bu kablolar, doğrudan beyindeki ilgili mer­kezlere gider. Beyinde ilgili merkeze giderken de talamusa sadece bilgi verir. Sonuç olarak talamus koku duyusundan haberdar olur ama diğer duyularda yapmış olduğu gibi, kokuyu isteğine göre durdurma şansı yoktur. Peki, kokuya nasıl adapte oluyoruz o zaman? Örneğin bir odaya girdiğimizde ağır bir koku algılasak da bir süre sonra o kokuyu artık hissetmeyiz. Aslında buradaki koku duyusunu baskılama beyin düzeyinde değil, burun kısmında olmaktadır. Yani söz konusu, aynı kokunun koklanması oldu­ğunda burundaki reseptörler düzeyinden algılanmakta ve bey­ne herhangi bir uyarı gönderilmemektedir. -Koku merkezlerinin limbik sistemle olan bağ­lantıları nedeniyle koku birçok davranış olayının düzenlenme­sinde de rol oynamaktadır. Bu etkiyi de feromonlar aracılığıyla yaptığı düşünülmektedir. FEROMON: Aslında feromon bir koku sinyalidir. Ama bu koku sinyali diğer kokularda oldu­ğu gibi bilinçli düzeyde algılanmamaktadır.. Feromon sinyali beyninizin derin böl­geleri tarafından algılanır ama bu algı sizin bilinç düzeyinize ulaşmaz. Özetle söylemek gerekirse feromon, kokusu olmayan bir kokudur. Vücut kokusu akrabalık bilgilerinin aslında genetik seviye­de nasıl kodlandığı ile ilgili çok güzel bir örnektir. Mesela yeni doğum yapmış anneler, henüz bir saatlik olan bebeklerini sade­ce kokusundan bile ayırt edebilmektedirler. Benzer şekilde sa­dece iki günlük olan bebekler ise annelerini kokularından tanıyabilmektedir. -İnsanda bağışıklık siste­mi için kodlanan ve MHC adı verilen gen grubu size özel bağışıklık sisteminin oluşmasını sağlamaktır -Diyelim ki benzer MHC grubuna sahip iki kişi çocuk yaptılar. Anne ve babanın MHC grupları aynı olduğundan bebeğin grubu da anne ve babasıyla aynı olacaktır. -Bu durum bebek açısından önemli bir sorun oluşturabilir. Me­sela bebeğin sahip olduğu bağışıklık sistemini delip geçebilen bir virüs olduğunu varsayalım. Sonuç olarak bebeğin bu virüs karşısında hiçbir şansı yoktur. Ama eğer anne ve baba birbir­lerinden farklı MHC gruplarına sahip olsaydı bebek hem an­nesinin hem de babasının savunma mekanizmasını bağışıklık sistemine yerleştirebilecekti. Böylece dış etkenlere karşı daha zengin bir savunma sistemine sahip olacaktı.
·
19 Gösterim
2 Yorum
Esra
Gönderi Sahibi
Derya 240812dmDerya 240812dm evvet aynı fikirdeyim. Kitabın içerisi altını çizip bıraktığım birçok araştırmayla dolu, mütüş!
Araştırmalar ile desteklemesi çok güzel.
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.