Olağan-içi, anlaşılması güç dünyayı deşifre etmek amacıyla, naif bir envanter denemesiyle bir araya toplanmış yazılardan oluşuyor. Perec, yaşamın farklı safhalarında her gün iç içe yaşadıklarımızın dökümünü yapıyor. Hemen yakınımızda var olup da üzerinde hiç düşünmediklerimizi, aklımıza getirmediklerimizi tarif ederek bizi şaşırtıyor; onları bir sosyoloğun, hatta bir antropoloğun bakış açısından ele alarak bozuyor, bölüyor, parçalara ayırıyor. (Arka kapaktan )
8 adet denemenin yer aldığı kitap,arka kapakta belirtildiği gibi elbette beni şaşırttı. "Neyin yaklaşımı" gibi, dünyamızı farklı bir sorgulamaya ve bu yolda gazeteler ile medya üzerinden gelen karşı duruşa sahip bir denemeden sonra; Vilin sokağı, Beauborg mahallesi 'nın aşırı ayrıntılar ve tasvirlerle yüklü açıklanması ile Londra'nın bir yabancı gözüyle kısmen mizaha kaçan ama yine ayrıntılı anlatılması, 1974 yılı yediği ve içtiği tüm besinlerin envanterini sayfalarca yazdığı bölüm ile kendi çalışma masasının ve etrafındaki her nesnenin ayrıntılı dökümünün yer aldığı son denemesi aşırı sıkıcı, tekrar ve soğuk (zira bunları atlayarak okudum) buldum.
Edebiyatta değişik bir form yakalamak adına oyun dediğiniz hayatı, biçem kaygılarıyla sorgulatmak için de olsa, yazım tekniği yada anlatı şeklinize yansıtırsanız belki özgün olur ancak bir şeyler dile getiremezsiniz. Yazarın eserde vermeyi düşündüğü mesaj; her gün yaşadığımız ortamın aslında ne kadar detaylarla dolu olduğu ama buna karşın hayatın o derece basitliği olabilir elbet. Ancak; yıllardır edebiyatla ilgilenen bir okur olarak beni, 70 sayfanın 50'sinde okunmaz ve boğucu detaylara sürüklemenin bir anlamı var mıydı bilememek ile birlikte, 15 sayfalık bir makaleye mi para verdiğim kuşkusunda bırakmaya da. Sosyolojik de bilim uğruna da olsa, anlatılması gerekenler belirli bir edebi süzgeçten geçirilip öyle yayımlanabilmeli doğrusu.
Kısaca; 70 sayfalık kitaptaki 8 denemenin 6'sını atlayabilir , ikisini ise okuyup değerlendirebilirsiniz. Neticede bizler sanat bekliyoruz bilimsel rapor değil...