·136 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Şubat 2021 16:44 Milan Kundera. Çek-Fransız bir yazar. Edebiyat olsun, Tarih olsun, Felsefe olsun; her şeyi tadında sunan bir yazar. Muhteşem kitap yazıp, benim gözümde sonunu berbat bitirip bu kitaba „bilmemek“ adını koyan yazar.
Gelelim “bilmemek” kitabinin konusuna. Josef, Çek bir doktor ailesinden geliyor. Josef, liseden 1951 yılında mezun olduktan sonra, veterinerlik okuyor ve Danimarka’ya göç ediyor. 20 yıl sonra, neredeyse altmış yaşında, birkaç günlüğüne büyüdüğü ülkeye - bugünün cek cumhuriyetine - ilk kez geri dönüyor.
Bana biraz gurbet tadını verdi ve gercekten empati kurabildim. Bilmemek. Vatanini, ailesini, dilini, geride biraktiklarini. Bana yakin geldi ve Milan Kunderanin stili ile çok büyük empati kurabildim. Sadece bu gurbet hasreti degil, kitabın başında bize verildigi kelime bilgiyi devamlı hikayenin içinde barındırmasını beğendim. Ana karakterlerin psikolojik düşüşlerine tanık olmak, çok özel ve güzel bir duyguydu.
Paris havaalanında, kendisi gibi 20 yıllık sürgünden sonra Prag'a uçan 40 yaşlarında çekici bir kadın olan Irena ile tanışır ana karakterimiz. Onu hatırlamıyor ama Irena, onun içinde Çekoslovakya'da kısa bir süre tanıştığı bir adamı tanıdığını düşünüyor.(Genel olarak çoğu şeyi bilmiyor - daha doğrusu hatırlamıyor Josef. Kendisine “Hasta belleğindeki mazoşist defermasyondan rahatsız." teşhisini koyuyor.) 1969'da kendisinden 15 yaş büyük olan kocası Martin ve bir kızıyla Paris'e gelmis Irena. Kocasının ölümünden sonra, ölen kocasıyla aynı yıl doğmuş bir İsveçli olan Gustaf'ın sevgilisi oldu. Fransızlar Gustaf'ı “kozmopolit, sempatik İskandinav” olarak takdir ederken, Irenanin “memleketinden sürülen acı çeken genç bir kadın”in olduğu düşünüyorlar.
Irena, Josef'e, "Fransızların herhangi bir deneyime ihtiyacı olmadığını biliyorsun," dedi. “Onlar icin yargılar deneyimden önce gelir. Oraya vardığımızda herhangi bir bilgiye ihtiyaçları yoktu. Stalinizmin kötü bir şey olduğu, göçün bir trajedi olduğu konusunda zaten çok iyi bilgilendirilmişlerdi. Düşündüklerimizle ilgilenmediler, düşündüklerinin canlı kanıtı olarak bizimle ilgilendiler. ” Bu yüzden Fransız arkadaşları onu anlayamadi. Kimse onu anlayamadi. Prag´ta eski tanidiklarindan kimse Paris'teki hayatı hakkında bir şey bilmek istemez. Irena yeniden Çek olarak tanınmak isteseydi, anavatanın sunağında 20 yılı feda etmek zorunda kalacaktı. Irena ne fransiz, ne çek olarak tanındı.
Benim icin kitabi okuduktan sonta Kitap burada bitmistir. Josef ve Irena, gurbete gidip, ne gittikleri yerde vatandaş ne vatanlarında vatandaş olabilmişler. Kimliksizlerdi. Acı tarihin kurbanları. Ara ara Milan Kunderanın felsefi sorulari bu hüzünlü hikayeyi taçlandırıyordu. Sonu maalesef beklenmedik bir yön aldi. Erotik olmasindan degil, daha fazla böyle yoğun bir kitabi iki ihanet ile kapatmak bana uygun gelmedi. Ama belki konuyu böyle kapatmak, kendini tanımamak, konuşmayı ve kendini ifade etmeyi bilmemekten kaynaklanıyordur ve yazarımız bu problemi göstermek istiyordur? Bilemiyorum. :) Maalesef yinede bu son beni hayal kırıklığına uğrattı, ama mantıklı da geldi.