OKU(MA)YANLAR:
Aytmatov’un kitaplarında hayvanlara sıkça yer verildiğini, hayvanları konuşturarak olayın akışına dahil ettiğini hep görürüz ve bunu çok güzel başarıyor. Bunda veteriner olmasının, Türk’lerin tarihte hayvanlarla içli dışlı yaşamış olmasının, özellikle at, kurt gibi hayvanlara çok önem verilmesinin etkisi yüksektir. Kitabımız sondan başlıyor; artık yolun sonuna gelmiş, son yürüyüşünü yapan bir atımız ile başlıyor ve atın son halini görünce, atın sahibinin geçmişe dönerek hem kendisinin hem atının eski yer yer güzel, yer yer acı anıları hatırlamasıyla olay örgüsü oluşuyor kitapta. İkinci Dünya Savaşı dönemini de kendi gözüyle aktarıyor yazar bu anılar ile birlikte. Yıllar geçtikçe her şeyin değiştiğinin, hiçbir şeyin aynı kalmadığının, ne kadar hizmet edersen et sonuna terk edilmenin, sevdiklerinin elinden alınmasının acı bir romanıdır aslında kitap. Bir at ile insanın dostluğunun çevresinde gelişen olaylara tanık olmak istiyorsanız bence bu kitabı okuyun.
OKUYANLAR:
Ekim devrimine katkı sağlamış, rejimin öncü savunucularından olan, bu görüşü savunmadığı için abisini şikayet eden Tanabay savaştan memleketine döndüğünde partinin sekreteri yakın arkadaşı Çora’nın isteğiyle at bakıcılığı görevini alır ve çok farklı bir hayat başlar önünde. Sürüsünün içinde bir tay olan Gülsarı ile özellikle yakınlık kurmaya başlayan Tanabay atı yavruluğundan itibaren özenle yetiştirir ve artık en yakın arkadaşıdır. Gülsarı ile yarışlara katılır üst üste birinci olur, dikkatleri üstüne çeker. Partiye Çora’nın ölümüyle yeni sekreter gelir ve sekreter dillere destan Gülsarı’yı kendisi için isteyince dünya Tanabay’ın başına yıkılır. Gülsarı sahibine olan sadakatiyle sürekli kaçar fakat sekreter daha çok hırslanarak atı tekrar tekrar getirtir, ayaklarına pranga vurur, iğdiş eder ve artık Gülsarı’nın yürüyüşü ne eski yürüyüş, koşuşu ne eski koşuştur... Burası bir insan, bir hayvan ne kadar yetenekli, becerikli olursa olsun yanlış ortamlarda ne hale geldiğini sunar bize, doğru imkanlar, doğru eğitim verilmediğinde özelliklerin, yeteneklerin birer birer nasıl yitirildiğinin ifadesidir. Ayrıca Gülsarı’nın soyunun devamının engellenmesi, ayaklarına zincir vurulup bir yerde sabit bırakılıp düzene boyun eğilmesi için zorlanması bana yazarın Gün Olur Asra Bedel kitabında efsaneleşen “mankurt” terimini anımsattı.
Tanabay’a at bakıcılığı yerine koyun bakıcılığı görevi verilir. En başta daha sürüsünü görmediği halde yüksek gelir hedefleri ile şaşırtırlar Tanabay’ı. Biraz partiye olan bağlılığından biraz da geçim çabasından yeni görevine de özenle sarılır ama işler beklediği gibi gitmez, parti vaat ettiği bakımları yaptırmaz, yanına verdikleri gençler kaçar ve Tanabay vaktiyle karşı çıktığı çoban çadırlarının değerini çok daha iyi anlar. Burada başımıza gelmedikçe bilmediğimiz olaylara karşı verdiğimiz yanlış kararların etkisini görürüz. Parti verdiği sözleri yerine getirmemekle beraber hep daha iyisini, daha çoğunu istemektedir. Kendileri şehirde refah, sıcak ortamda yaşarken kendisi soğukta, kıt kanaat geçinmektedir ve bu durum partiye olan bağlılığını sorgulatır ve tuttuğu tarafın yanlış olduğuna karar verir. Aynı şekilde şu mesaj verilir halkı devrime sürükleyenler refah içinde yaşarken devrimi gerçekleştiren halk sefalet içinde yaşamaktadır. Bir gün Tanabay’ın yanına gelip onun sıkıntılarına çözüm getirmeden daha çok gelir bekleyen parti yöneticisine patlar en sonunda ve partiden atılır. Geçmişte verdiği onca emek, fedakarlığın bir hiç uğruna gittiğine şahit olur kahramanımız ve bize vaktimizi harcadığımız, emek verdiğimiz şeylerin doğruluğunu sorgulatır.
Yıllar sonra yaşlandıkça Gülsarı artık düzgün yürüyemediği, binicisine iyi hizmet edemedği için gözden çıkarılır yani Tanabay ile aynı kaderi yaşar ve gerçek sahibiyle yolları tekrar kesişir ama ne Tanabay eski Tanabay ne Gülsarı eski Gülsarı’dır. Kitapta geçen bir kaç alıntıyı bırakmak istiyorum buraya olayı çok daha iyi anlatacaktır; zaman kimseyi kayırmaz, her canlı yaşlanır, her şey eskir fakat yaşlandıran yıllar değil, çile idi.
Artık sona varan yol, eve varan yoldan daha kısaydı. Eskiden en zor yolları koşarak geçen Gülsarı o yokuşu çıkamaz ve belki de en çok ölmek isteyeceği yerde Tanabay’ın yanında ölür...