youtube.com/watch?v=EVSNpy9...
1946’da Ruhi Su, Ankara’da yedek subaylığını yaparken operada oynamaya devam eder. Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde oluşturduğu bir korosu vardır. Sonradan eşi olacak Sıdıka Umut da, o yıl Dil ve Tarih’in Felsefe Bölümü’ne girer. Sıdıka Umut, o zamanlar Bursa Hapishanesi’nde olan Nazım’ı ziyaret ettiğinde, Nazım onun Felsefe okumasını istemiştir.
Ruhi Su ile dünya görüşleri arasındaki yakınlık, türkülere duydukları ortak sevgiyle dost olurlar. 1950 yılında da, hem aşık, hem dost… Her ikisi de, o yıllarda sıkı takip altında bulunan TKP ile ilişkili olduklarını, aynı sıralarda keşfederler. İlişkileri gelişirken, geniş kapsamlı TKP tevkifatı başlar. Ruhi Su ve Sıdıka Umut da sıralarını beklemeye…
Ruhi Su’nun korosu kapatılır. 11 Kasım 1952’de Sıdıka Umut, okulu bitirmesine iki dersi kala, evinden alınarak Ankara Birinci Şube’ye, oradan da Sansaryan Han’a götürülür.
Aynı gün, Ruhi Su’nun Kaledibi’ndeki evine de gider polisler. Ruhi, kapıyı açmaz. Biraz zaman geçtikten sonra önce Sıdıka Umut’lara gider. Sıdıka’nın götürüldüğünü öğrenir. Sonra çalıştığı Opera binasına gider, eşyalarını toplamaya… Mahir Canova’nın onu görür görmez telefona sarıldığını görür. Eşyalarını toplamış, Opera binasından çıkmış, daha karşıdaki geniş caddeye geçmeden motosikletli polisler Ruhi’yi durdurmuştur. Ruhi Su, o zaman kendisini Mahir Canova’nın ihbar edebileceğini düşünür. Sonra Sansaryan Han, sonra emniyet, sonra Harbiye Cezaevi…
Ruhi Su da, Sıdıka Su da birbirlerinin Sansaryan Han’da olduklarını ancak 5 ay sonra öğrenebileceklerdir.
Sansaryan Han’ın en alt katındaki hücrelerden birinde, beş ayı aşkın süre kalan Ruhi Su, ağır işkenceler görür. Tabutluklara konur. Yere çömelemeyeceğiniz, ancak biraz kaykılarak sırtınızı dayayabileceğiniz, eniyle boyuyla hücreleridir tabutluklar.
Sansaryan Han’da aylarca kanaması durmayan bembeyaz tenli, zayıfçacık Sıdıka Umut, askerler tarafından tabutlukların önüne getirilip bir doktorla görüştürülür. Doktor, Sıdıka Umut’a, neyi olduğunu sorar ve yavaş konuşmasını tembihler. Sıdıka Umut, mırıl mırıl anlatır. Nereden bilsin, arkadaki tabutlukta Ruhi Su’nun olduğunu? Bu durumu, ancak Harbiye Cezaevi’ne getirildiklerinde Ruhi Su anlatacaktır. Ruhi Su, Sıdıka’yı usulcacık çıkan sesinden bile tanıyacak, Sansaryan Han’da olduğunu, üstelik hasta olduğunu anlayacak, içeride çırpınacaktır. Eli kolu bağlı olarak… Mahsus Mahal’i işte o tabutlukta düşünecek ve üretecektir:
“Mahsus Mahal derler, kaldım zindanda
Kalırım kalırım, dostlar yandadır
Iki elleri kızıl kandadır kanda
Ölürüm ölürüm kardeş, aklım sendedir
Artar eksilmeyiz, zındanlarında
Kolay değil derdin, ucu derinde
Kumhan ırmağında, Karaburun’da
Bulurum bulurum kardeş, öfkem kındadır
Dirliğim düzenim, dermanım canım
Solum sol tarafım, imanım denim
Benim beyaz unum, ak güvercinim
Bilirim bilirim kardeş, gelen gündedir”