·104 syf.····Okunma: 02 Şubat 2021 01:20 1518 yılında Strasbourg’da, açlık ve sefaletin insanları cinayete sürükleyen bir yoksulluğun var olduğu bir dönemde, acısını dışavuramayan bir kadın kendini dışarıya atıp dans etmeye başlar.
Onunla birlikte her gün bu sayı artmaya başladı. Strasbourg sokaklarında hemen hemen 400 kişi ölene kadar bedenini hareket ettirmeye, dans etmeye başladı. Din adamları, politikacılar, bilim adamları bir araya gelip bunun nedenleri üzerine kafa yordular. Kimi bunu inancın zayıflamasına, kimi bir parazite bağladı.
Jean Teule Dansa Davet kitabında tarihte yaşanan, dans vebası olarak anılan bu olayı konu alıyor. Ve bu olaydan iyi bir kurgu eser ortaya çıkmış.
“Genç bir kadın az önce 3 aylık oğlunu doyuramadığı için nehre attı. Evine döndü. ‘Başkalarının yaptığı gibi onu yemekten iyidir böylesi’ dedi eşi.”
Öyle bir sefalet ki bu, kilise zenginleştikçe halk fakirleşiyor. Kilise doydukça halk kendi kendini yiyor. Kilise kulaklarını kapattıkça halk çığlıklarını duyurmak için dans ediyor. Tüm acılar, yokluklar bedende hayat buluyor. İyileşmek için hareket ediyor ayaklar, kollar, tüm beden.. Travmaya maruz kişilerle çalışırken kullanılan dans ve hareket terapisini düşündürdü bana tüm bu yaşananlar. Beden her şeyden bağımsız bir şekilde nasıl da dışavuruyor hissedilenleri. Ne kadar büyük, paylaşılan bir acıyı ortaya koyuyor...
Okurken insanların yaşadığı acılar benimde canlandı. Güçlü bir hikaye ve güçlü bir anlatıcı... Kitaptan sonra tarihte yaşanan bu olay hakkında okumaya başladım. Bir çok farklı fikir, yorum ortaya atılmış. Farklı kaynaklar farklı şekilde anlatmış. Ama ortak olan tek fark din adamları ve halk arasındaki bu aşılamaz sınıf farkı. O her yerde aynı..
Beni okurken çok düşündüren bir kitap oldu. Belki siz de okumak istersiniz