·336 syf.····Okunma: 08 Şubat 2021 08:44 Issız bir adaya düşseniz yanınıza ne almak isterdiniz? Hele ki bu ada sizin 28 yılınızı alacaksa? Peki kendi başınızın çaresine bakabilmek için illa ıssız adaya mı düşmek gerekir? Karşılaştığımız tüm zorluklardan çıkabilmenin, yılmadan devam edebilmenin yolunu, yine kendimiz bulacak olsakda gelin bir de Robinson Crusoe bakalım derim.
Robinson Crusoe 1719 da yazılan ilk İngilizce roman. Ve tabi haliyle döneminin tüm ruh halini içinde barındıran bir roman. Dönemine hakim olan deniz yolculuğu yapıp başka coğrafyalara gidip zengin olma tutkusu ana karakterimizi de sarar. Ve bu uğurda başına geleceklerin nedeni olarak gördüğü isyanını başlatır ve babasının sözünü dinlemeyip yola çıkar. Başına gelen musibetler tekrar etsede Robinson bu tutkudan vazgeçmez ta ki 28 yılına mal olan adaya düşene kadar. Bundan sonra ise Robinsonun ağzından doğayla mücadelesini okuduğunuzu düşünsenizde aslında tam olarak bir Avrupalının zihniyetini okumuş olursunuz. Mücadeleyi zekası ve yeteneği ile kazandığını iddia etse de barut olmadan bir hiç olduğunu defalarca dile getirir. Mücadelesini merakla okurken onun kendini adanın hükümranı olarak görmeye başlaması ile sinirlenebilirsiniz. Hümanizminin altindaki iki yüzlülüğe şaşırabilirsiniz. Tanrı'ya şükranlarını sunarken de, Cuma'ya karşı düşüncelerini dile getirirkende dinine ve uyruğuna olan özgüveninden sıkılabilirsiniz.
Yazıldığı dönemi ve yazarının bulunduğu konumu gayet iyi yansıtan bir roman. İlk roman olmasından kaynaklı olsa gerek uzatabilmek adına aynı şeyleri tekrar edip durması beni biraz sıksa da döneminin zihniyetini kusursuz anlatması yönünden çok beğendim. Ve daha fazla çıkarımda bulunabilecegim dolu dolu bir okuma oldu diyebilirim.