·108 syf.··Beğendi
···Okunma: 09 Şubat 2021 23:15 Bir kitap, hakkında hiçbir şey bilmeden, sadece adına bakarak okunur mu derseniz, bu kitabı gösterip 'Evet okunurmuş' derim. Yazarın ilk kitabı olduğunu biliyordum, okuduktan sonra da ödüllü bir kitap olduğunu gördüm. Bu başarılı öykülerin hakkıydı bu zaten.
Kitabın adından başlayarak yazarın bu konudaki uyumuna ve başarısına hayran kaldım. Öykülerin adları öyle çarpıcı ve içeriğiyle uyumlu ki öyküye başlamadan güzel bir şey okuyacağınızı anlıyorsunuz. Birçok öyküdeki epigraf da bu uyumu pekiştirmiş, hatta öyküleri okuyup tekrar epigrafı okuyunca daha etkileyici oldu benim için.
Öykülerde; kalabalıklar içinde yalnızlık çekenleri, hayata bir yerinden tutunamayanları, beyaz yakalıların bunalmışlıklarını, ya da o, televizyonda çokça gördüğümüz, sokak bilgesi Sonsuz Rasim Abileri, bir kapı çalarken, iş başvurusuna giderken.. tecavüze uğrayan kadınları, 'elalem ne der' lafındaki elalemi, pastanedeki patlamayı, vişneçürüğünü, intiharı, kurtuluşu ya da yeni umudu... tüm bunları ve fazlasını okuyoruz.
Yazarın konuşma dilini karakterlere uyarlayışı çok bizden yaptı öyküleri. Dışarıda bu kişileri görür görmez tanırız gibi bir anlatım. İlk üç öykünün sonu bir yandan şaşırtıcı bir yandan hüzünlü bir yandan da umutluydu. Kartela'daki sonsuz vişneçürükleri ve Jülide beni çok şaşırttı mesela :) Saraylı'nın acı ve ilginç hikayesinin peşine düştüm ben de. Sonsuz Rasim Abi'ler Diyarı'ndaki buzun beton kadar soğuk oluşunun gerçekliğini gördüm. Sessizliği Öldüren Tuzluk da efkarlı bir son bıraktı kitaba.
Sonuç olarak, 10 öykülük bu kitapta kötü diyeceğim bir öyküyle ya da anlatımla karşılaşmadım.
Yalnızca; hayatta var olan cinsiyetçi tavırlar ve çokça argo ve küfür kullanımını, kitapta da okumak biraz rahatsız ediciydi. Bu gerçeklikler edebiyatın tuzu biberi mi yoksa bir gün bunlar olmadan da güzel kitaplar yazılabilecek mi bu da büyük bir tartışma konusu sanırım.