·256 syf.··Beğendi
···Okunma: 11 Şubat 2021 04:00 Derin, etkileyici bir eser.
Yazarının hayatına da bakarsak anlattıklarıyla paralel giden bir hayat yaşamış olduğunu görürüz. Esther Greenwood adındaki 19 yaşında bir gencin hayat bunalımlarını, hedefsizliklerini okuyoruz bu kitapta. Yazar ve şair Sylvia Plath, sade bir dil ile ilginç betimlemeler yapıyor bu konuları işlerken. Bize okuyup empati kurmak, anlamaya çalışmak kalıyor.
Kitabı okurken yer yer gülüp yer yer üzüldüm. Genel itibariyle kendini keşfedememiş, hayatta gerçekten ne yapmak istediğini bilemeyen bir tutunamayanın hayatından bir kesit idi bu okuduğum. "Bir insan çevresindeki asalaklar ve salaklardan kurtulamasa nasıl hisserdi?", sorusunun da cevabı buradaydı. Bir insan sevmediği, görüşmek istemediği hatta nefret ettiği insanlar karşısında el pençe divan durmak ya da güler yüzlü olmak, mütevazi kalmak zorunda mıydı?
Hayır, diyebilmeliydi insan, görüşme benimle...
İnsan bunu başaramadı. Buna çabalamadı bile. İçinde yedi, yedi, yedi... sindiremedi. Dengini de bulamadı. Kaçamadı da sırtına yapışmış katran gibi mahalden. Çözüm olarak sonsuz uyku olduğunu düşündüğü şeye bırakmak istedi kendini. Onu da beceremedi. Kendini sosyal konularda, şahsi konularda, kısaca her konuda; başlı başına hayatta kendini başarısız hissetti.
He bir de cinsiyet rolleri meselesi vardı ya dünyanın en önemli meselesi(!) Esther, istedi sövmek hepsinin yüzüne ama anladı anlatamayacağını, kiminin değişmeyeceğini. Belki çok erken pes etti. Ama onun elinden bu kadarı geldi. Tek kişiyle olmazdı devrimler.
İşte ne yazık ki Esther hep tek başınaydı. Hangi kalabalıkta olursa olsun, o hep kendi sırça fanusunun içindeydi, bunaltıcı havasıyla. Birine ara sıra izin veriyor, fanusu açtırıyor, bunalımdan kurtuluyor. Sonra anlıyor ki bu kurtarıcı da diğerlerinin aynısı. Geri dönüyor sırça fanusuna, bunaltıcı düşlerine. Kısır bir döngüdeydi bu genç. Kurtulmak istiyordu temelli fakat çözümün bir şeylerin kendi iradesi dışında meydana gelmesini beklemekle değil kendisinden gelecek olduğunu bilmiyordu.
Kurguda zaman atlamaları çok olsa da hemen adapte oluyorsunuz. Kitabın ikinci yarısında daha çok bunları görüyoruz ve daha çok anılar silsilesi görmüş oluyoruz.
Biraz da Sevgili Sylvia Plath'tan bahsetmek isterim. Kendisine ve eserlerine karşı duyduğum sempatik ve empatik duygular sayesinde okudum bu romanını. Şiirlerini anlamak istedim bu yarı otobiyografik romanıyla. Mahlas ile yayımladığı bu romandan bir süre sonra, aynı yıl içinde, intihar etti. Şiirinde de bahseder, on yılda bir döngü diye intihar girişimlerinden. Böyle hayat sonları beni hem üzer hem kendine çeker. O insanı anlamalıyım, derim. Oğuz Atay'dan çıkmış bir karaktermiş gibi gelir bana Sylvia Plath. Hayatında bunalım ve yaşama sevincini devinimlerle hisseden bir karakter. Belliki kırılgan bir kalptir onunki de.
Bu kadar edebi yönü güçlü bir kadın, bir anne, bir insan... Böyle çalkantılı ve olumsuz bir hayat yaşamış olması üzücü. Sevgili Sylvia, beni insani olarak çok etkiledi. Bana çok şey öğretti. Unuttuklarımı hatırlattı. Teşekkürler.
Bir Overlook Sakini olarak bu kitabı bilincimdeki kusursuz kurgular kısmına koyuyorum. Bir dahaki kusurlu-kusursuz kurgular, düşünceler ve düşlerde yeniden görüşmek üzere.