Gönderi

Kasvet ve Kendilik Cesareti
Puan vermedi·470 syf.··
Beğendi
·
2021 1. kitabı
Asalet İsyanı Charlotte Bronte, sınıf farkının yozlaşmış asalet algısına sert darbeler vurur romanlarında. İsmet Özel’in “tevarüs edilmemiş asalet” tanımlamasıyla örtüşür niteliktedir bu yorum. Romanlarında o dönemin popüler ilmi Frenoloji ilgisini de sezdiren Charlotte, Jane Eyre romanında o dönem için yeni ve cesur bir asalet yorumu getirir. Bronte, asaletin “zengin, muteber, nüfuzlu, şöhretli, güzel, bilgili vs.” gibi sıfatlarla kutsandığı, alenen ya da gizli bir üstünlük hiyerarşisi olarak kullanıldığı 19. yy. İngiltere’sinde sıfatların kimseyi asil kılmaya yetmediğini vurgular. Charlotte’ın asaleti, en önce ruhta, şahsiyette ve hâl dilinde filizlenen şeydir çünkü. Buradan cüretle Jane Eyre’de kendinden üst bir sınıfa mensup bir asili (aynı zamanda platonik aşkının rakibini) şu cümlelerle küçümseyebiliyordu: "Bayan Ingram gösterişliydi ama samimi değildi. Güzeldi, bir sürü parlak yeteneği vardı ama zihni zayıftı, kalbi karakteri gereği çoraktı. Özgün değildi; kitaplardan okuduğu kulağa hoş gelen sözleri tekrarlıyordu, hiçbir zaman kendisine has bir fikir öne sürmezdi, zaten böyle bir fikri de olmazdı." Ayrıca romandaki aşkı (Rochester) ve rakibinin (Bayan Ingram) flört edişine seyirci kalan karakter Jane’in iç sesi, Charlotte’ın iç sesini ve ukdeli gözlerinde anlık parlayan ateşi ele verir gibidir: "Baktım. Bakmaktan şiddetli bir zevk aldım, yine de değerli bir acıydı bu." Yaşanmamış Aşkların Düşten Romanları Düşledikleri, düşündükleri hayatları yaşamayacaklarını anlayacak kadar gerçekçi olan Bronte’ler yaşayamadıklarını yazarak yaşama yolunu tercih ettiler. Yaşanmamış her aşkın onulmaz tesellisi olarak, yaşanmamış aşkının romanını yazmayı seçer Charlotte da. Jane Eyre’de geçen "kısacası bütün âşıklar gibi, ben de alışılmış yollardan kendimi uçuruma sürüklemeye başladım." Bu cümle Charlotte’ın aşk ve edebi anlayışını özetler niteliktedir. Aşkın ve hayatın tüm tehlikelerinin farkında olmak; otopsi yapar gibi bir soğukkanlılıkla kalbin ve yaşamın hallerini incelemek… Bronte’lerin romanları ve yazgısı arasında büyük denklikler bulunur. Brüksel’de Constantin Heger ve eşinin işlettiği bir okulda öğretmenlik yapan Charlotte, Heger’e beslediği platonik hislerin yansımaları o dönem kaleme aldığı Profesör, Villette romanlarında görülebilir. Heger’ye yazdığı mektupların birinde “Fransızcayı sizin hatırınız için bütün kalbim ve ruhumla seviyorum.” diyerek örtük bir aşk ilanı eder Charlotte. Feride Güntekin yazısında Charlotte’ın Heger’ye yazdığı mektupların günümüze ulaşmasının hayli enteresan bir nedeni olduğunu aktarır. Charlotte’ın mektuplarının, onları yırtıp atan Heger’nin karısı tarafından bulunup parçaların birbirine dikilmesi sonucu günümüze ulaştığını ifade eder. Tüm kardeşlerini 30’larına varmadan kaybeden Charlotte da ancak 38 yaşına kadar yaşar. Ölümünden bir yıl önce Rahip Arthur Bell Nicholls ile evlenir. Doğumuna kısa bir süre kala kardeşleri gibi veremden hayatını kaybeder. Ve sonunu getiremediği Emma isimli bir roman bırakır ardında. Belki de Charlotte düşlerinin mümkünsüzlüğünü en güzel böyle telafi etmişti. Ve belki de asıl güzellik buydu: Muhteşem bir tasavvur ve yaratma istidadına sahip olmak. Yaşamın tüm acılarına en büyük teselli de burada gizlidir belki... Roman gibi yaşamayıp romanı bizatihi yazan olmak. Rochester beklemektense Jane Eyre olmak, bir Jane Eyre yazmak ve “Charlotte Bronte” olmak.
Jane EyreCharlotte Brontë · Bordo Siyah Yayınları · 200442,1bin okunma
··
78 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.