1000Kitap Logosu
Zeynep Merdan
Zeynep Merdan
Zeynep Merdan
TAKİP ET
Zeynep Merdan
@kesfsever
Keşfsever ‏ז #KendilikCesareti
33 okur puanı
22 Eki 2020 tarihinde katıldı.
13
Kitap
11
İnceleme
11
Alıntı
8
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
"Çoğu zaman üç beş kişi için yazdığımızı sanırız, onlar bizi okumazlar. Asıl seslendiklerimiz, hiçbir zaman tanımayacağımız, başka üç beş kişidir" Attila İlhan Yazar - Okur ilişkisi çoğu zaman platoniktir bu yüzden. Okur, dilediği yazarı seçebilir. Yazarsa düşlediği okura nadiren denk gelir. Yazarın hakiki muhatabına rast gelmesi bu yüzden muhteşemdir. Her yazar "hakiki muhatabı" için yazar. Aynı yüzyılda yaşamıyor bile olsa...
11
Zeynep Merdan
tekrar paylaştı.
Safa Kayış
bir alıntı ekledi.
Nevrozlularda sık rastlandığı gibi suçluluk duygusu kumar borcunda kendine yerdeş bir ürün sağlamıştı; kumar oynamaktaki amacı, Dostoyevski’ye göre, kazanacağı parayla Rusya’ya dönme olanağını ele geçirmek, oradaki alacaklıların kendisini içeri tıktırmalarına fırsat bırakmadan borcunu ödemekti. Ama bu bir bahaneydi yalnız; nitekim sanatçı da bunu görecek kadar keskin zekâlı ve bunu itiraf edecek kadar dürüsttü, asıl önem taşıyan şeyin oyunun kendisi olduğunu biliyordu: le jeu pour le jeu. İçgüdüsel şaçma davranışının tüm ayrıntıları, bunu ve bunun ötesinde birçok gerçekleri kanıtlamaktaydı. Bir oyuna oturdu mu, üzerindeki bütün parasını kaybetmeden rahat etmiyordu. Oyun, bir özcezalandırıyı sağlayan araca dönüşmüştü. Artık kumar oynamayacağı, falan ya da filan gün oyuna oturmayacağı konusunda genç eşine sayısız kez söz vermiş, ama eşinin açıkladığına göre hemen hiç bir vakit sözünü tutmamıştı. Kumardaki kayıplarıyla gerek kendisini, gerek eşini alabildiğine büyük bir yoksulluk içine sürüklemek, onun için bir ikinci patolojik doyum kaynağıydı; çünkü bu, ona karısının önünde kendisini paylayıp azarlama, alçalma ve kendisi gibi böyle kaşarlanmış günahkar biriyle evlendiğinden ötürü karısını yazıklanmaya çağırma olanağını veriyor, söz konusu davranışının vicdanında sağladığı rahatlamayla ertesi gün yine kumar masasına oturuyordu. Zamanla genç eşi Dostoyevski’nin bu periyodik (dönemsel) davranışına alışmış, çünkü gerçekte tek kurtuluş umudu gözüyle baktığı kocasının edebi çalışmalarının, ellerindeki avuçlarındakini kaybedip neleri var, neleri yok rehine yatırdıktan sonra her zamankinden verimli bir düzeye ulaştığını sezmişti. Ancak iki durum arasındaki ilişkinin iç yüzünü kavramamıştı kuşkusuz. Oysa Dostoyevski’nin kendi kendine verdiği cezalarla içindeki suçluluk gereksinmesi bir doyuma kavuşuyor, bunun sonucu sanat çalışmalarını aksatan engel gevşiyor ve yazar başarı yolunda yeniden birkaç adım atmayı kendine çok görmüyordu...
1
5
Zeynep Merdan
Meryem'in Esrarı'ı inceledi.
48 syf.
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Meryem’in Seslenişi: Luce Irigaray
Meryem’in Esrarı Irigaray, Meryem’in Esrarı kitabında Hristiyanların ve Batı Kültürünün eril dilini sorguluyor ve Meryem’in sessizliğine bambaşka bir yorum getirme cesareti gösteriyor. Irigaray, Meryem’in Esrarı kitabında semavi dinlerin özellikle Hristiyanlığın masum motifi olan Meryem’i tüm hatlarıyla şerh ediyor. Bu şerh, Batı’nın kültürel dilindeki eril dili ifşa eder ve hatta nişan alır niteliktedir. Kutsal kitaplardaki Meryem imgesinin yorumunun da eril bakışla yapıldığına işaret eden Irıgaray, Meryem’e yeni, dişil ve başka bir yorum getirir. Bu yorum onun felsefesinin karakteristiğini de ortaya çıkarır. Irigaray, kitabın girişinde Meryem’e dair bilinen şeylerin nadirliğinden ve bu nadirliğin aslında ne kadar dekor kalışından bahseder Hristiyanlıkta. Meryem’in dini törenlerde çok az yer tutmasından, İsa’nın aksine doğumunun, mucizevi gebeliğini ve göğe yükselişinin kutlanmayışına dikkat çeker. Oysa der Irıgaray: “Meryem; Hristiyanlığa giriş çağının simgesi. O olmadan Hristiyanlığın müjdesi de tek kelimeyle var olamazdı. O; Tanrı’nın bedende zuhur etmesinin sebebi, dünyanın affı gerçekleşebilsin diye kutsallık ile insanlık, Tanrı ile insanlar arasında ilk arabulucu, ilk vasıta” Irigaray, Meryem’i bambaşka bir gözle bakarak onun Tanrı ve insan arasında bir aracı olduğunu söyler. Meryem’in okunmasında ilahiyatçılar ve sanatçılar farkına dikkat çeken Irigaray; sanatçıların Meryem’i sanatın bütün imkânlarıyla estetize ettiklerini ve onu resim, şiir, müzik dönüştürdüklerini ve bunun bilinenin aksine Hristiyanlığın en doğru yayılma şeklinin sanat olduğunu söyler. Ruh Zamanı Tanrı olarak adlandırdığımız varlık nefesiyle yaratır der Irigaray ve ekler: “Şeytanilik nefes almıyor ya da nefes almayı bıraktı; Dünya’nın ve başkalarının nefesini çalıyor.”[3] İnsanın doğuştan kutsal olduğunu fakat bu nefessizlik yüzünden kutsallığını kaybettiğini söyler. Irigaray, “ruh zamanı” dediği bir zamandan bahis açar. Yaradılış, kıyamet, insanlığın bağışlanmasından sonra gelen ve nefsin/nefesin uyanışıyla tensel ve tinsel paylaşımı mümkün kılan zamandır bu. Irigaray Meryem’i gökyüzünden yeryüzüne indirir ve onu önce insan sonra kadın elbisesi giydirerek düşüncesinin nesnesi eder. Batı Kültüründe konuşmanın eril karakteristik taşırken susmanın dişil karakter taşıdığına dikkat çeken Irıgaray; bu sessizliğin bir boyun eğme olarak görüldüğünü ileri sürer. Meryem’e layık görülen bu sessizliğe bambaşka bir çağrışım getirir: “Bu sessizliğin nedeni kendi mahremiyetini ifşa etmemek, kendisine olan sevgisini korumak olabilir” der.[4] Irigaray’ın Meryem’in sessizliğini kendince dillendiriş çabası ve dudaklar üzerine getirdiği hermeneutik oldukça enteresandır. Irigaray, dudakların birbirine değmesiyle gelen sessizliğin dünya ve iç dünya arasına çekilmiş bir sınır olarak okumayı teklif eder ve bir örnekle izah eder: Yunan mitolojisindeki Kore Tanrıçasının Kötülükler Kralı Hades’in tecavüzüne uğradıktan sonra ağzının ve dudaklarının bir daha eskisi gibi olmadığını söyler. Dudakların birbirine sıkı sıkıya kapanışını nevroza bağlayan Freud ve bastırılmış bir arzuya bağlayan Bay K.’nın aksine bunun bir zorlanışa karşılık verilen bir itiraz, bir ret olarak yorumlar.
Meryem'in Esrarı
8.0/10
· 14 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
8
“Kadın kendini yazmalıdır. Kadınlar hakkında yazmalıdır ve yazıya kadını geri getirmelidir. Kadının kendini metin içine koyması gerekmektedir, aynı dünyanın içine ve tarihin içine koyması gerektiği gibi.” Hélène Cixious
4