İnsanı hüzne sevkeden bir kitap. Zamanın acımasızlığı, tükenen hayaller, boşa geçmiş bir ömür, cesaret yoksunluğu... Anlatılan hiçbir şey yok esasında, sadece birşeyler olacakmış hissiyatı var fakat değişen hiçbir yok bastiani kalesinde ve ona adanmış drago giovanni nin ömründe. Buna rağmen kitap anlamsız bir şekilde seni sarıyor. Herhalde kendi hayatından birşeyler buluyorsun. Günlerin, haftaların, ayların birbirini kovalarken sen sadece durmuş seyrediyorsun, hep zamanın sana birşeyler getireceğini umut ediyorsun fakat nafile. Alanındaki kırışıklıklar artıyor, çevrendeki sevdiğin insanların sayısı azalıyor, kafandaki düşünceler daha bir karmaşıklaşıyor, beklentilerin azalıyor, kök salıyorsun bulunduğun toprağa çünkü elinde bir tek o toprak parçası var artık. Ona sımsıkı sarılıyorsun. O toprak parçasında senin gençliğin, umutların, kuş cıvıltılarıyla dolu serin sabah yelleri, baharın çiçekleri, gülümsediğinde seni cennete taşıyan mavilikler mevcut. Bu yüzden bırakmak isyemiyorsun. Okuduğumuz belkide bu dünyadan göçüp giden, gidecek olan bir sürü insanın çaresizliğidir. Özellikle okunmasını tavsiye ederim...