Varol'un Ucunda Ölüm Var kitabından sonra okuduğum ikinci kitabı Âşıklar Bayramı.
-Ucunda Ölüm Var kitabındaki Heves Ali'ye burada da rastlamak tanıdık biriyle karşılaşmış gibi sevindirdi beni:).-
Sadece 25 sene önce çok kısıtlı sürelerde bir arada bulunabilen baba ile oğulun, babanın bir anda ortaya çıkması ve gelişen durumlar sonrası babasını Kars'taki Âşıklar Bayramına yetiştirmek için birlikte yola çıkmalarının ve birbirini yolda tanımalarının hikâyesi. Çocuğun babaya kırgınlığını, öfkesini, geçmişteki tutumlarını anlamlandırmaya çalışmasını, ne yapacağını bilememe hâlini çok iyi yansıtmış Varol. "Aramızdan sadece kırık dökük bir zaman değil, telafisi imkânsız koca bir heves de eksilmişti sanki." gibi oğlunun neler hissettiğine dair sarsıcı cümlelerle çok iyi bir şekilde empati yaptırabiliyor yazar. Yalnızca baba oğul ilişkisi değil bu süreçte hem Heves Ali'nin hem de Yusuf'un bireysel olarak duygusal ilişkilerindeki çalkantılı ve gitgelli halleri ve nedenlerini de görebiliyoruz.
Kitap yoğunluklu olarak bunların üzerinde dursa da Yusuf'un öğrencilik zamanlarındaki yaşadığı siyasi olaylar (gözaltılar vs.) ve yolda köy minibüsünü bekleyen Heves Ali'nin 'alevi görünüşlü' olduğu için minibüse alınmaması, o köye giden yolların toprak diğer yolların asfalt olması gibi detaylar da o dönemlerde yaşananları hatırlatarak okuyucunun belleğini tazelemektedir.
Ek olarak yazarın 209. sayfadaki bölüm girişinde alıntıladığı Sadi Şirazi'nin şiirinden "Bize bir ömür daha lazım vefatımızdan sonra. Çünkü bu ömrümüzü sadece umutlanmakla geçirdik." cümlelerinin geçtiği ve Solmaz Naraghi'nin ömrünün son demlerinde olan Abbas Kiarostami'ye çalıp söylediği o şiir ( youtu.be/nSNnCHTcy5Q ) ile, Âşık dostunun Heves Ali'ye hastanede sazı ile en sevdiği türküyü çalması epey hoş bir ayrıntıdır benim için.
Bir gece başlayıp sabaha bitirdiğim sürükleyici bir kitap, umarım okumayan herkeste olumlu etki yaratır.