·235 syf.····Okunma: 14 Şubat 2021 22:57 "hahoo ho! hahoo ho!" kimine göre anlamsız olan bu cümle pal sokağı çocukları için aralarında anlaşmalarını sağlayan gizli bir parola. nemecsek, boka, csele, csanakos, kolnay, barabas, lezsik, richter, weiszs, gereb ve daha nicesi pal sokağı çocukları olarak bundan tam yüz yıl önce, budapeştede'de yoksul bir semt olan jozsefvaros'tan yola çıktılar. daha çok küçükken benim semtime hatta evime de uğramışlardı. çocukluğuma en derin ve güzel izi bırakıp diğer evlere de "oyun ya da ciddi mücadele", "dostluk ya da ihanet", "birbirine kenetlenme ya da gruplara bölünme", "her şeye rağmen var olma ya da sevdiği şeyler uğruna ölümü göze alma", "tek başına kalma ya da bir gruba ait olma" ikiliklerinin dünyamızın olağan şeyleri olduğunu aşılamaya çalıştılar. yıllar sonra kitabı tekrar elime aldığımda, değişen hiçbir şey olmadığını; zamandan ve mekandan bağımsız olarak kendi yolunda yürüyen bir edebiyat şaheseri olduğunu tekrar anladım. öyle ki "pal sokağı çocukları" adını budapeşte'deki bir sokağa bile vermiş. 2007 senesinde yani kitabın basımının 100. yıldönümünde nemecsek, weisz, kolnay ve richter bilyelerle oyun oynadığı esnada, pazstor kardeşlerin gelip einstand (eşyalara el koyma) yaptıkları an sokağa yansıtılmış, herbirinin heykeli dikilmiş. ayrıca çocukların bir mabed olarak gördükleri "arsa"ları aslına uygun bir şekilde inşa edilerek "dostluk" geleneğinin devamını niteleyen bir sembol olarak budapeşte sokaklarında yerini almış. "arsa"ya özellikle değinmek istiyorum çünkü bu onlar için bir oyun alanından çok daha fazlası. bunu kitaptan bir alıntı yaparak en güzel şekilde açıklayabileceğimi düşünüyorum: "arsanın, bu bir avuç toprak parçasının belki artık ellerinden alınacağını da bilmiyorlardı. onlar için sabahları amerikan bozkırı, öğleden sonra macar ovası olan, yağmur yağarken deniz, kış aylarında kuzey kutbu haline gelen, onların çocuk ruhları için sonsuzlukla, özgürlükle, coşkuyla eşanlamlı olan, onları eğlendirmek için kılıktan kılığa giren bu dost toprak parçasını, yani iki evin arasına sıkışan bu ufacık engebeli arsayı..." uğruna canlarını bile feda ettikleri arsaları... bu öylesine söylenmiş bir söz değil, gerçekten de uğruna canını feda edenler oldu. ernö nemecsek, yani macun derneğinin genel sekreteri, pal sokağı arsasının yüzbaşısı; yatakta ateşler içinde kıvranırken bile uğruna mücadele ettiği arsasını düşlüyordu. öyle ki o yatakta ateşler içinde kıvranmasının sebebi de "korkma nemecsek" diye kendine yinelerken "arsa"larını bir daha görememenin verdiği ağırlığı her şeyin üzerinde tutmasıydı. bunu bir alıntıyla pekiştirebilirim: "şimdi o dehşet verici cümlenin anlamı üzerine düşünüyordu. bir daha "arsa"yı görememek... o daha çocuktu. hayatta sahip olduğu her şeyi, acımadan bu dünyada bırakabilirdi. ama "arsa"yı? "canım arsa mı?" onu nasıl bırakacaktı?" işte "arsa"ları yüzbaşı ernö nemecsek gibi diğer pal sokağı çocukları için bunu ifade ediyordu. dost bir toprak parçası, uğruna hayatlarını feda edebilecekleri kadar mühimdi. ve tüm bunların eşliğinde pal sokağı çocuklarının hikayesi yıllar geçse de eskimeyecek hafızalarda kalacak. çünkü onlar önem verilen değerler uğruna her şeyin göze alınmasını ve "ihanete" karşı " korkmaz dostluğu" temsil ediyor; farklı insanların bedenlerinde, farklı isimlerde hayat buluyorlar. fakat içlerindeki nemecsek'i, boka'yı, gereb'i, feri ats'ı ve diğer pal sokağı çocuklarını yaşatmayı da ihmal etmiyorlar. çünkü değişmeyen ve değişmeyecek olan tek şeyin farkındalar, o da: "DÜNYANIN BÜTÜN ÇOCUKLARI PAL SOKAĞINDANDIR!"