Toz olmaktansa küle dönmeyi tercih ederim.
Olduğu yerde kalan mıymıntı bir gezegen olmaktansa, bütün atomları alev alev yanan bir göktaşı olmak isterim.
Jack London
....... işte yazarımızın hayat felsefesini anlatan o mükemmel eserleri bizimle kavuşturan, eserlerin ilhamı olan sihirli sözcükleri...
Bazı kitaplar vardır, bitince öyle kalakalırsınız, ne başka bir kitap alabilirsiniz elinize ne de etkisinden çıkabilirsiniz. Yarattığı boşlukta, virane bir şekilde dönüp durursunuz. İşte bu o kitaplardan biri. Bireyin mücadelesini tutkulu bir şekilde yazan, bireyin asla pes etmediği, ruhun sınırsızlığını gösteren, hayatı, dünyada yaşadığını en derinden hissettiren bir anlam arayışı romanı.
Yarı otobiyagrafik bir roman. Okurken cümleleri size haykırıyor. Kahramanın size verdiği cesaretle onu ordan alıp kurtarmak isteteceksiniz.
Martin Eden gemici jargonunu kullanan İngilizceyi bile doğru dürüst kullanamayan bir denizci. Daha önce eline hiç kitap almamış, eğitimsiz fakat çok güçlü ruhlu bir kahraman. Bir gün sokakta burjuva sınıfından birinin hayatını kurtardığı için bir eve yemeğe davet ediliyor ve işte jer şey o evde başlıyor. O evde yetişen eğitimli olan Ruth adlı kıza aşık oluyor ve onunla daha çok vakit geçirmek, o eve daha sıkı girip çıkmak için daha önce ihtiyacını hiç hissetmediği kitapları kendine yoldaş ediniyor. Bunun yanında çeşitli işlerde çalışıp günü gününe para kazanıp fiziksel ihtiyaçlarını da karşılamaya çalışıyor. Çok az yatıp günün geri kalanıyla sürekli kitap okuyup kültürel seviyesini ilerletmek için elinden gelen her işi yapıyor. Ruth Martin'in içindeki o gücü ortaya çıkarıyor. Okuma serüveninden sonra yazı yazmaya başlıyor ve yazdıklarını sürekli hiç pes etmeden dergilere gönderip Ruth'la paylaşıyor. Lakin Ruth ağzında kelimeleri