Puan vermedi·116 syf.····Okunma: 19 Şubat 2021 00:22 Dul, içinde gereksiz cümlelerin geçmediği, parçalı anlatım tekniği ile yazılmış, her sayfada en fazla iki üç kısa paragrafın yer aldığı şiirsel bir ağıt. Konu ve teknik açısından Roland Barthes Yas Günlüğü ile John Berger’in Uçuşan Etekler’ine benzeyen her okuyuşta içini yeniden bize açabilecek -bana göre- incecik bir başyapıt.
Kitap, Fournier tarafından eşinin ölümünün ardından yazılmış kısa fragmanlardan oluşuyor ve her fragman insanın içinde ayrı bir oyuk açıyor. Yazar sanki eşiyle ilgili fotoğrafik anları alıp onları eserleştirmiş diyebiliriz. Oysa biz böyle zamanlarda unutmak istediklerimizle ilgili anılarımızı belki Tarkan’ın şarkısında “yak bütün fotoğrafları” dediği gibi yakıp yok edebilirdik veya akıllı telefonlarımızda depoladığımız fotoğrafları güçlükle de olsa silip hayatlarımıza devam ederdik. Büyük bir yazar ise minicik detaylara dayalı böyle anılarını ustalıkla dile döküp kendini sağaltabiliyor.
Şükrü Erbaş, eşinin ölümünden sonra yazdığı çok sevilen Ömür Hanım’la Güz Konuşmaları şiirinde “Kimsenin kimseyi anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne
işe yarıyor ki?” diyor. Kitabı okurken sık sık Ömür Hanım’ı hatırladım. Hayatlarımızdan geçip giden insanlardan sonra oturup içimizi mi dökmeliyiz yoksa söz boşluğu mu dövüyor acaba deyip her şeyi içimize mi atmalıyız? Bilinmiyor.