OKU(MA)YANLAR:
Çocukken kısaltılmış halini ilk okuduğum kitaplardandır. Hep tam basımını tekrar okumayı istiyordum, sevgili Kitap Dünyam Serkan hocam sayesinde okumuş oldum, kendisine tekrar buradan teşekkür ederim.
Eser, 1719 yılında okuyucuya sunulmuş olup çoğu araştırmacı tarafından ilk İngilizce roman olarak değerlendirilir.
Kitap genelde yanılgı olarak çocuk romanı olarak lanse edilmiş ve o tür baskılar yapılmıştır. Çoğu kişi bir şekilde ismini duymuştur, baskılarından, filmlerinden...
Yanılgı diyorum çünkü çocukların okuması doğru mu evet doğru ama her yaşa hitap eden, dersler sunan, dönemin sömürge yapısını çok güzel anlatan bir eserdir.
Babasının “orta halli” bir yaşam sürmesi için ısrarlarına rağmen maceracı ve gezgin bir karaktere sahip olan karakterimiz deniz macerasına atılır ve ilk yolcuğuyla birlikte aksilikler yakasını bırakmaz. Bu aksiliklerin bir sonucu olarak keşfedilmemiş bir adaya düşer ve son yılları hariç yalnız başına yaşar. Bu mecburi inziva döneminde hayatta kalmak adına çeşitli yollar bulur, metodlar geliştirir ve doğa ile Tanrı’nın varlığını hisseder, önceki yaşamında olmadığı kadar inançlı bir birey olur.
İnsanın en zor koşullarda dahi bir şekilde hayata tutunması gerektiğini, hayat karşısına istediklerini sunmasa bile elindeki imkanlar ile pes etmeden devam etmesini ve daha birçok çeşitli sahneye tanık olmak istiyorsanız bence bu kitabı okuyun.
OKUYANLAR:
Kitap hepimizin az çok bildiği, kısaltılmış halini gördüğümüz, belki uyarmalarını izlediğimiz bir eser.
Kitap genel kanı olarak çocuk kitabı olarak kısaltılarak basıldı ama aslında dolu dolu her yaşa hitap eden bir kitap.
Konu başta basit gibi görünüyor adaya düşen bir adamın yaşam mücadelesi... Fakat konu tam olarak bu “mücadele” kısmında başlıyor, bu “mücadele” okuyucuya eserin hatlarını sunuyor.
Baştan başlayacak olursak kitap bize iki soru soruyor birincisi; orta halli yaşamak, bu hal ile ömrümüzün sonuna kadar devam etmek doğru mudur? Yoksa Robinson gibi atılımlarda mı bulunmalıyız? Bu sorunun ucu açık kişiden kişiye, aileden aileye ve hatta coğrafyadan coğrafyaya değişkenlik gösteren bir cevap.
İkinci soru hayatın bize gizli mesajları var mıdır? Varsa bunları dikkate almamız gerekiyor mu? Hatırlayacağınız üzere Robinson deniz macerasına çıkmadan önce sık sık başına aksilikler geliyor fakat o ısrar edince adaya düşüyor. Bu sorunun cevabı aynı şekilde kişiden kişiye değişmekle beraber şahsım adına “evet” olurdu.
Gel gelelim Robinson’un ada hayatı bana en çok eldeki imkanları doğru kullanmanın önemini öğretti. Hayat bize her zaman istediğimiz şeyleri sunmuyor, biz elimizdekileri bir şekilde istediğimiz şeye dönüştürebilmeli, dönüştüremezsek bile kabullenmeli, yetinebilmeliyiz.
Kitapta siyahiler üzerinden bir köle kavramı, köle tacirliği konusu işleniyor bu bize dönemin yaşam biçimi, sömürge sistemi hakkında bilgi veriyor. Siyahilerin insan olarak değil köle olarak kullanılması, alınıp satılabilmesi çok normal ve olağan olarak yaşanıyor. Cuma adaya geldiğinde dahi arkadaş, dosttan ziyade hizmetkar olarak niteleniyor Robinson’un gözünde.
Kitapta en çok ilgimi çeken şeylerden biri Robinson’un barutu az kalınca keçileri evcilleştirme, bu sayede ileride yemek olarak kullanabilme mantığı oldu, ada şartlarında evet yapılabilecek bir durum fakat bunu normal hayata yansıttığımızda biz de o keçiler gibi miyiz acaba hayatın koşullarında? Birileri bize bir şeyler öğretiyor, evcilleştiriyor ama belki de bizim etimizden sütümüzden faydalanmak için yakınımızda bulunuyor?
Kitabın bana göre en güzel yerlerinden biri ise “fıtrat” kısmıydı. Yani Robinson siyahileri sırf insan yedikleri için öldürmek istiyordu fakat üstünde mantıklı düşününce bunun onlar için normal bir yaşam biçimi olduğunu, fıtratından gelen bir dürtü ile bunu yaptıklarını ve bunda suçlarının olmadığı, öldürmek yerine eğitmenin daha doğru olduğunu düşünmesi çok doğruydu bu doğruluğu Cuma ispatlıyor öğretince, eğitince onlar gibi herkesin doğruyu kavrayabileceğini görüyoruz. Çevremizde aile şartları, yaşam koşulları, maddi imkansızlıkları sebebiyle bir konu üzerinde bir kişiyi “cahil” diye nitelemek yerine o kişiyi eğitmek, öğretmek daha doğru bir tercih olacaktır.
Kitabın okur tarafından en çok ilgi duyduğu yerlerinden biri ise inziva sonucu Robinson’un doğa üzerinden dini inançlarını sorgulaması, daha önce hiç olmadığı kadar dine saygı duyması, inancının şekillenmesiydi. Doğanın insana çok şey anlattığını, doğada her insanın kendinden, gerçekten bir pay bulacağını unutmayın, doğaya kulak verin. Doğa her zaman söyleyecek bir şeyler bulur.
Robinson CrusoeDaniel Defoe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202426,7bin okunma