•Sevdiğiniz biriyle (eda gören) aynı kitabı okuyup birlikte tahlil etmek gibisi yok :) Hele ki kitap hakikat doluysa tadına doyum olmuyor...•
Hay bin Yakzan, insanın bu dünyadaki anlam ve varlığın özünü arayışını simgeliyor. Aklı ve bilgiyi kullanarak Allah'a ulaşmayı gösteriyor. Bu eserden esinlenilerek Batıda birçok eser ortaya konmuş fakat ne yazık ki bizde yeterince bilinmediği için bir karşılığı olmamış.
Hay bin Yakzan doğduğunda bir sandığın içinde denize bırakılmış ve ıssız bir adaya düşmüş. Bir ceylan tarafından büyütülmüş. Ceylan ona sevgi, şefkat ve ilgiyle yaklaşmış. Hay, ceylanı annesi bilmiş. Çocukluk çağına kadar temel ihtiyaçlarını ceylanın yardımıyla karşılamış. Etrafındaki hayvanları, bitkileri inceleyerek birçok bilgi edinmiş. Ceylan yaşlanıp öldüğünde onu canlı tutan şeyin ne olduğunu aramaya başlamış. Annesinin ona karşı olan sevgisi ve şefkatinin cansız bedeni olmadığını, bedenden çıkan bir şeyin olduğunu anlamış. Burada varlığın özünün madde değil, mânâ olduğu anlatılmak istenmiş. Kıymetli olanın, ölümsüz olanın ruh olduğu bilinci ortaya konmuş.
Bundan sonra Hay, gözlem ve deneyleriyle tabiatı keşfetmeye devam etmiş. Yeryüzündeki ve gökyüzündeki cisimleri incelemeye başlamış. İncelediği bitki, hayvan ve diğer nesnelerin türlere ayrıldığını, türler arasında farklılıklar olsa da aslında tek bir öze sahip olduğunu anlamış. Yaptığı bu gözlem ve araştırmalar sonucunda, bütün bu nesneleri yaratan bir özne olması gerektiği bilgisine ulaşmış. Böylece bu Özne'yi daha iyi tanımak istemiş. Bu amaçla gözlerini gökyüzündeki cisimlere çevirmiş. Güneşe, aya ve yıldızlara bakarak onların hareketleri, biçimleri üzerine düşünmüş. Sonsuzluk hakkında bazı çıkarımlarda bulunmuş. Hiçbir cismin sonsuz olamayacağı kanaatine varmış. Öyleyse tüm bu cisimleri yaratan, mutlak ve tek bir Özne vardır ve tüm bu evren O'nun eseridir.
Hay bin Yakzan, baktığı her şeyde Yaratacı'nın sanatını görmeye ve O'na özlem duymaya başlamış. Mutlak ve tek Varlık'a yüzünü dönmek, hiçbir zaman O'ndan yüz çevirmemenin tek yolu olan tefekküre dalmış. Kendisinden başka hiçbir varlığın, yüce Yaratıcı'nın bilincinde olmadığını farketmiş. Artık kendisini sadece Yaratıcı'yı düşünmeye adamış. Sadece zorunlu bedensel ihtiyaçlarını karşılamış. Gök cisimlerine bakarak dairesel hareketler yapmaya başlamış ve bu hareketleri tefekkür ettiği zamanlarda da yapmaya başlamış. Bu şekilde tefekkürü güçlenmeye başladığında duyulur dünyadan ayrılarak müşahede haline ve yüce makamlara ulaşmış.
Hay bin Yakzan nihayet kendisi gibi bir insanla karşılaşmış. Absal, adasından ve insanlardan uzaklaşıp yalnız başına yaşamak niyetiyle bu adaya gelmiş. Hay, Absal ile karşılaştığında çok şaşırmış. Absal'ın kendisine benzediğini fark etmiş. Onu izleyerek tanımaya çalışmış. Absal'ın ibadet ettiğini, dua ve yakarışını duyduğunda onun da kendisi gibi Yaratıcı'yı bilenlerden olduğunu anlamış. Zaman geçtikçe dost olmuşlar ve Hay, Absal'dan konuşmayı öğrenmiş. Absal'ın geldiği adaya giderek insanlara bu dünyanın geçici olduğunu, asıl gayenin öteki dünya olduğunu anlatmak istese de başarılı olamamış. Çünkü her insanın anlayışı aynı değildi. Yüce bilgi ve gerçeklere ancak üstün anlayış ve kavrayış sahibi olanlar erişebilirdi. Bunu anladıktan sonra Absal ile birlikte kendi adasına dönerek eskisi gibi yaşamaya devam etmişler.