Lütfen Dikkat!!! Bu inceleme bir sürpriz bozan içerir ona göre okumanızı öneriyorum.
Özellikle lise yıllarında edebiyat derslerinde herkesin bir kere duyduğu Araba Sevdası romanını merakla okudum. Bu eser 1896 yılı eseri ve kendisi bir yergi niteliğindedir, ayrıca roman realizmin ilk örneğidir edebiyatımızda. Dönemsel olarak Osmanlı'da batı dünyasına ayak uydurulan ve oradan taklitlerle duruşumuzu ne tam oraya ait ne de tam buraya ait bir şekile sokamayarak arada kalınan bir yerdeyiz. Aslında eserin yergi sıfatını alması tam da buradan geliyor. Romanın baş karakteri Bihruz bey Fransızca öğrenmiş, lükse düşkün, özellikle pahalı marka arabalara sevdalı, giyim ve kuşama gereğinden fazla para harcayan ve görünüş aldatmacasına kapılan bir genç adam. Kendisi Çamlıca'daki gezilerinden birinde kendisi gibi itibarlı(!) sandığı Periveş Hanım'a tutulur - ki gerçekler öyle değildir- Yazar romanda ağırlıklı olarak Bihruz Bey'in hayata bakışını yansıtırken bu hayali diyebileceğimiz aşka da bakış açısını göstermekten geri kalmaz. Romanda mektuplar bile yazılırken içine samimiyet dışında birkaç şaşalı söz sıkıştırma gayreti içindeki Bihruz beyi sıklıkla Türkçeyi eleştirir ve beğenmezken buluruz. Kitapta sıklıkla kullandığı Fransızca cümleleri okumak sizi biraz bağlamdan kopartıyor - parantez ile Türkçeleri verilmiş olmasına rağmen- Derin bir mekan tasvirine rastlıyoruz. İstanbul'un mevkileri Çamlıca, Kadıköy, sahiller o dönemdeki güzergahlardan bir betimleme çiziyor yazar. Kitabı okurken aklıma birkaç kitap öncesi okuduğum İntibah geliyor. Tanzimat ve sonrası romanlarında buluşmanın, konuşmanın, aşkın ve nazenin sevgili düşüncelerinin başladığı önemli bir yer konumunda Çamlıca. İki roman bu manada ve yine hayatını çarçur etmeye hazırlanan gençlerin gerçek olmayacak, olamayacak sevdalar ile harap olmasını işliyor. Zaten bu dönemde konu ekseni genellikle buradan dönüyor. Fakat Araba sevdası özümüzü sahiplenemeyen duruşa karşı aşktan çok daha öte noktaları anlatma derdi içinde diye düşünüyorum. Birbirlerinden bu manada ayrılıyorlar. Genel olarak iki kadın profili var: Biri ahlaken daha düşük peşinde koşturan ama diğeri daha sadık, büyüleyici güzelliğini bir nevi efendisine itaatle taçlandıran kadınlar. Araba Sevdası'nda bir İntibah'da olduğu kadar kadınların karakter tahlillerine girilmiyor ama anlıyoruz ki Periveş hanım da düşük mertebeli ve Bihruz bey bunu neredeyse 2 3 ay bilmeden kendi inandığı şekilde yaşayarak acıya düşüyor. Dikkatimi çeken husus ise Keşfi Bey karakteri üzerinden yazarın aile ile çocuk arasında psikolojik bir veriye yer vermesi. Adete bize siz neyseniz çocuğunuz da sizi örnek alır mesajı veriyor. Aslında Keşfi bey ve Bihruz bey'in özünde iyi karakterler oldukları ama kiminin yanlış öğretilerle, kiminin de aile meclisinden uzak düşmüşlüğü ile geldikleri noktalara da bir söz etmiyor değil yazar. Bu arada öğreniyorum ki Recaizade Mahmut Ekrem de kendi oğlu Nejat'i kaybediyor ve yazarın özellikle ıstırapla yazdığı eserler olduğunu okuyorum. Bu kitapta da Bihruz Bey'in acı ile piştiği paragraflar çok sıklıkta. Yazar bu konuda sanırım kendi hayatı ile paralel duygular neticesinde bu konuda baya dolu dolu. Sonu bakımındansa eser beni çok da tatmin etti diyemeyeceğim. Okuduğum tanzimat eserleri içinde şimdilik son sırada kalacak. Karbon kitaplarının çevirilerini sevmekle beraber cep boy okumak anlıyorum ki beni biraz punto açısından zorluyor artık. Bunun haricinde Türkçe çeviriler açısından başarılı bulduğumu ve aklınızda bu yönde soru işareti kalmaması gerektiğini ifade etmeliyim.
Yorumumu kitapta ismi zikredilen Dede efendi ile bitiyorum.
youtube.com/watch?v=IGL2Xmr....
Araba Sevdası belki aşık olacağınız bir eser olmayabilir dediğim gibi ama döneme dair bilgi edinmek ve edebiyatımızın alanlarında ilk olan eserlerinden bihaber olmamak için okumaktan da geri kalınmamalı diye düşünüyorum.
Bonsoir!!
Araba SevdasıRecaizade Mahmut Ekrem · Karbon Kitaplar · 201930,9bin okunma