'Therese Raquin' romanında Emile Zola, aynen 'Hayvanlaşan İnsan' romanında olduğu gibi işlenen herhangi bir cinayetin, cinayet amacına ne derecede fayda sağladığı ve cinayet işleyenin veya işleyenlerin içsel hesaplaşmalarını ne derecede geçiştirebildiği gibi sorunları irdeliyor. Bu doğrultuda Dostoyevski'nin mâlum romanı da meşhurdur fakat Dostoyevski, şiddet yasasını yatıştırma endişesini yüklenirken çağdaşı sayılabilecek Emile Zola, şiddetin dozajından ödün vermeyi edebi tarzına hiç uygun görmemiş. Therese Raquin ve Hayvanlaşan İnsan romanlarında bu duruma evet, şahit oluyoruz...
Romanımızda öyle ya da böyle, bir gâye için bir cinayet işleniyor, artık olan oluyor, kahramanlarımız bakalım amaçlarına ulaşabilecekler mi? Her şey planlandığı gibi yeşerecek mi? Okuyalım görelim. Psikolojik sarsıntıları, bunalımları, cinnetleri, krizleri, nevrotik çöküntüleri ve bunlar gibi yıkılma manzaralarını okuyup hayretlere düşmeyi seviyorsanız bu kitabı okuyunuz derim. Hikayenin ana karakterleri birbirlerinin üzerine kusuyorlar desem abartmış olmam. Bu inceleme yazısının yorum bölümüne bir şarkı bağlantısı yazıp, bu şarkının sözlerinin romandaki ikilinin diyaloglarına uygun olduğunu düşündüğümü söyleyerek, Usta'nın 'Hayvanlaşan İnsan' romanın yazdığım #45020058 numaralı yorumun son sözlerini tekrar yazıp konuyu kapatıyorum:
"İçinizdeki hayvanla tanışıp, öfkeyle yarışmamanız dileğiyle, iyi okumalar..."