Spoiler içerir..
Ne yazık ki ben herkes gibi Uğultulu Tepeler kitabıyla ilgili güzel şeyler söyleyemeyeceğim.
Öncelikle beni en çok yoran,kitapta aynı isimlerin akrabalık dolayısıyla farklı kişiler için kullanılmış olmasıydı.Yani çoğu zaman isim yerine soy isimle hitap edildiğinden fazla karışıktı ve karakterleri kafamda oturturken baya zorlandım.
Daha sonra ki problemse,kitabın ana temasını barındırmıyor oluşuydu.Şöyleki kitabın ana duygusu 'nefrete dönüşen aşk' değil mi?
Evet kitapta nefret var,hem de bolca.Hatta sadece nefret vardı bile diyebilirim.Ama nefrete dönüşen aşkın a'sını bile göremediğimi söylemeliyim.
Kitabın aşkla ilgili tarafını kısaca belirteyim.Şöyle ki biri erkek biri kız iki kardeş bulunan bir eve babaları tarafından sokaktan bir erkek çocuğu daha getiriliyor.Evdeki kimse bu çocuğu sevmese de evin küçük kızıyla aralarında bir bağ oluşuyor ve zamanla güçleniyor.Ama ortada bir aşk duygusu oluşmuyor.Zamanla kız başka bir çocuktan hoşlanıyor.Eve gelen üvey çocuk bunu öğrendiğinde evi terk ediyor.Aslında erkek tarafından bi duygu yaşanıyor ama kitapta olaylar evde çalışan bir kadının ağzından anlatıldığı için biz bu duyguları onun tarafından hissedemiyoruz.Neyse kız diğer çocukla evleniyor ve uzun bir zaman boyunca üvey olan geri dönmüyor.Kız kocasıyla mutlu mesut yaşıyor ve bi gün üvey çocuk geri dönüyor.Ama kız ona aşık değil.Sadece fazlaca ona bağlı ama kardeşcesine.Yani anlatmak istediğim karşılıklı bi aşk duygusu hiçbir zaman yaşanmıyor ve aktarılmıyor.Erkekse zamanla kadına nefret besliyor ama onun da aşkını göremiyoruz.Yazar onunla ilgili bir betimleme yapmadığı için duygu bizde eksik kalıyor açıkçası.Daha sonra ki olaylardan bahsetmiyim.Burada anlatmak istediğim nefrete dönüşen bir şey var evet ama o aşk değildi.Ya da bize aktarılmıyordu.Bu yüzden ben okurken çok eksiklik hissettim.O içimde oluşmasını istediğim kavuşamayan aşıkların acısını yaşayamadım maalesef.
Kitaba büyük bir hevesle başlamıştım ama hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim.