·256 syf.····Okunma: 25 Şubat 2021 00:44 Sabahattin Ali'nin ikinci romanı olan İçimizdeki Şeytan yazıldığı dönemin İstanbulunda geçen akış olarak bir aşk romanı olmasına rağmen bence döneminde yaşanmış belli bir ideolojiye karşı yazılmış bir eleştiri (hatta taşlama bile denebilir) eseri.
İncelemenin bundan sonrası küçük spoiler içerebilir.
Hikayemiz, baş kahramanlarımızdan olan Ömer'in vapurda Macide isimli uzaktan akrabası bir genç kızı görüp, ona ilk görüşte aşık olmasıyla başlar. Ömer'in Macideyi elde etme çabaları ve elde edişiyle kitap bize bir çok yeni karakter sunmaya başlıyor. Yazarın bence bu kitapta yaptığı en güçlü şey karakterlerin duygu ve düşüncelerini en saf en temiz haliyle ama süslü bir Türkçeyle çok düzgün bir biçimde anlatması. Kitapta bazen Ömer'in bazen Macide'nin düşüncelerinde kayboluyorsunuz. Bu yönden bakıldığı zaman yazarın çok iyi bir psikolojik roman da yazmış olduğu söylenebilir.
Kitaptaki bir diğer güçlü yan ise, dönem İstanbulunun tasviri ve dönem insanlarının yaşadığı ekonomik, sosyolojik sorunları çok iyi aktarması. İstanbul'da yaşıyor ve biraz da İstanbul meraklısı bir okur iseniz kitap sizi o dönem İstanbul sokaklarında koşturuyor, gezdiriyor, halkın sorunları ile düşündürüyor.
Gariptir 80 sene önce yazılmış bir roman olmasına rağmen kitaptaki her karakter bugün hala öykülerini değiştirerek hayatlarımızda olmaya devam ediyorlar. Ben okurken her karakteri kendi hayatımdaki insanlarla eşleştirebildigimi görünce şaşırdım.
Velhasıl kelam kitabın da okura aşılamaya çalıştığı gibi, hepimizin içinde bir şeytan, biraz kötülük mevcuttur. Bazen Ömer gibi dengesiz, bazen Macide kadar düşüncesiz, bazen Macide olmasa Ömer'i iplemeyecek Bedri kadar, bazen ise Veznedar kadar bıkkın şeytanî duygular hepimizin içinde bulunur.