·288 syf.····Okunma: 27 Şubat 2021 21:40 “Aile sevgisi her şeyi haklı kılar” mı ?
Tamamen aile içi ensest ve kişilerin kendi bedenleri ve kardeşlerinin bedenleri üzerinde yaptıkları çeşitli işkence/ ritüel / kür ile iyileşeceklerine inandırılmaları üzerinde duruyor.
Dış dünyadan uzak bir adada yaşayan bir aileyi anlatıyor. Kitapta üç ana başlık var; Baba, erkekler ve Kızkardeşler.
*286 sayfa tek soru; “Garace kimden hamile?”
Kitaba başlayıp 50 sayfa okuduktan sonra elimden bırakamamamın tek bir nedeni var, daha doğrusu cevabını tahmin ettiğim ama yinede doğruluğunu teyit etmek istediğim tek soru, Garace, yani en büyük kız kardeş, hiç erkek olmayan bir adada kimden hamile kalabilir?
Tüm olaylar son 60 sayfada çözülüyor aslında. Sona gelene kadar ise kendisine “Kral” denmesini isteyen bir “baba”nın kızları sözde dış dünyadan, erkeklerden ve onların vereceği zararlardan korumak için yaptığı tuhaf şeyler... Akla mantığa yatmayan ve bedenlerinin hep temiz kalacağına inanan kızlar kendilerini kesiyorlar, buz dolu küvete giriyorlar, havuzun dibinde boğulma oyunu adı verdikleri oyunu oynuyorlar. Daha bir sürü değişik kür, ritüel adı artık her neyse...
Durumun tuhaflığını anlatacak kitaptan küçük bir bölüm mesela; “Kollarımızı uzatır, üzerimizde yalnız iç çamaşırlarımızla öylece dikilir, annemizin kollarımızı kaba kumaştaki deliklerden geçirmesini beklerdik. Sonra kumaşları arkadan boğazlarımıza kadar dikerdi. Bizi saunaya sokar, kapıyı üzerimize kitlerdi; ellerimize tutuşturduğu şişelerdeki su kısa sürede kan gibi ısınırdı... Başımız dönerdi, kötü duygulardan kurtuldukça hafiflerdim sanki. Zaman geçtikçe, birer birer bilincimizi yitirirdik.”
Lina kız kardeşlerin en güçlüsü, Garace bence en fazla hasar alan kız kardeş. Kendisine yapılana ne annesi ne kendisi müdahale ediyor. Sky henüz çok küçük fazla zehirlenmeden kurtulduğunu düşünüyorum. Romanda biyolojik kızkardeşlik bağının önemine ve bu bağın gücüne yapılan vurgu, en önemli noktalardan biri: ”Birbirimizin ellerini sıkı sıkı tutuyoruz ki ben’in bittiği yerle kızkardeş’in başladığı sınır bulanıklaşsın.”Kızkardeşlik bağı, romanın ve tüm bu tekinsiz anlatıyı bir arada tutan ana damar. Baba bir anda ortadan kaybolduğunda da adaya gelen yabancı erkeklerin reddedilemeyişinde de, annenin kaybında da ortadan kaybolmayan, şüphe duyulmayan tek şey kızkardeşlik bağı.
Ve son olarak Garace’nin kendisi ile yaptığı bir monolog ile bitirmek istiyorum;
“Ölümünden sonraki günlerde yas tutarken -gerçekten yas tutuyordum, yemin ederim, çünkü canavar değilim ben- tekrarladığım gizli dua şuydu:
Lütfen gelme
Kal denizin dibinde
Üzgünüm ama
Bana görünme
Sana “baba” dememi istemediğini söyledin çünkü babam değildin, koşullar değişmişti ama ölümünden önce bunu başaramadım. Alışkanlıkla yine baba diyordum sana. Öyle uzun zamandır üç kızdan biriydim ki.”