9/10
·672 syf.··
2021 11. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 01 Mart 2021 01:00
Ocak ayında Illuminae kitabıyla seriyi okumaya başlamıştım. Hepsi birbirinden kalın olduğu için her ay birini okuyorum ve şubat ayında da serinin ikinci kitabı olan Gemina’yı okudum. Benim için gayet keyifli bir okuma süreciydi, bu iki yazar beni yine şaşırtmadı. Hanna, Heimdall uzay istasyon komutanının kızı, Nik ise ünlü bir suç ailesinin üyesidir. Kerenza İstilası’nın haberini taşıyan Kady Grant ve Hypatia’nın Heimdall’a yaklaştığından habersiz olan Hanna ve Nik, bir BeiTech özel timi istasyonu işgal ettiğinde yuvalarını korumak için bir araya gelir. Şunu belirteyim serinin ilk iki kitabına aynı puanı vermiş olsam da Gemina’yı daha başarılı buldum. İkisinin de farklı noktalarda eksiklikleri var ama iki yazarın birlikte çalıştıkları süreçte giderek geliştiklerini söyleyebilirim. Olay örgüsündeki hareketlilik henüz 50.sayfadayken adeta depara kalkıyor. İlk kitapta son 200 sayfada olaylar alevlense de Gemina’da bir saniye bile kaybetmek istenmiyormuşçasına bir ilerleyiş var. O yüzden kitabın özellikle ilk 300 sayfasını aşırı gerilerek okudum. Özellikle BeiTech timiyle olan sahneler çok aksiyonluydu. Kitabın bazı kısımlarında teknik bilgileri anlamasam da bu beni rahatsız etmedi gayet sürükleyici bir şekilde okumaya devam ettim. Şu noktaya da eleştirimi getirmeliyim. Her kitabın temelde 2 ana karakteri olduğu ve yazarların da ne olursa olsun onları kavuşturmak istediğini okurken anladığınız için kitabın çiftimiz için nasıl biteceğini az çok tahmin edebiliyorsunuz en azından ben artık yazarların bu serideki amacını anladım. Belki de bu yüzden son 50 sayfada biraz sıkılmış olabilirim. Ama özellikle bazı olaylar oluyor ki gerçekten asla beklemediğim şeylerdi. Kitabın ortalarında olan şey kitabı daha ilginç hale getirirken sonlara doğru olan bir tanesi ise beni yazarların hayal gücüne hayran bıraktı. Kitap boyunca ne olursa olsun sizi şaşırtmayı başarıyorlar. Kitapta en sevdiğim karakter Ella oldu. Zekası ve yetenekleriyle beni çok etkiledi ayrıca mizahıyla da en olmadık anlarda güldürdü. Hanna’yı hiç ama hiç sevmedim. Eğer iç dünyasını biraz daha yakından tanısaydık eminim ki herkes bana aşık, en iyi benim, herkes beni dinlesin tarzı düşüncelerle karşılaşırdık. Nik çoğu kişinin aşık olduğu, bayıldığı bir isim; benim de sevdiğim bir karakter oldu ama ölüp bitmedim. Ve yalan söyleyemeceğim Jackson’ı da sevdim. İkisi arasından birini seç deseniz seçemem. >SPOILER BAŞLANGICI< Paralel evren olayı çok iyiydi. Gerçekten çok iyiydi. Resmen aydınlanma yaşamama sebep oldu ve olay örgüsündeki o minik detayın aslında ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Hâlâ atlatamamış olabilirim. Yazarları gerçekten tebrik ediyorum. Ve gelelim mükemmel aşk üçgenimize. Jackson-Hanna-Nik üçgenini Gilmore Girls’ün 2.sezonundaki Dean-Rory-Jess üçgenine benzettim. Her ne kadar team Jess olsam da Rory ve Jess’in Dean’e yaşattıklarını hiçbir zaman doğru bulmadım. Aynısı bu kitap için de geçerli. Hayır Jackson ve Hanna sevgili. Nik’in Hanna’ya karşı bir şeyler hissettiği belli. Ama Hanna’nın Nik ile konuşma şekli o kadar flörtözdü ki çok bunalttı beni. Jackson’ın aslında kim olduğunu öğrenir öğrenmez anında Nik ile imalı konuşmasına kaldığı yerden devam etti, hayır daha birkaç güne kadar Jackson’a aşıktın. Eros’un okuyla mı vuruldun da böyle davranıyorsun. Jackson’ın gerçek kimliğini öğrendiğimde hep doğru olanı yapacağına inanmıştım ve sona baktığımızda bir bakıma öyle oldu ama böyle bir şeyi beklemiyordum. Beni çok üzdü. Keşke mutlu bir şekilde tamamlasaydı kendi hikayesini. >SPOILER SONU< Serinin son kitabı olan Obsidio’yu da mart ayında okuyup bu güzel seriye veda edeceğim. Benim için çok güzel geçen bir kitaptı ve devamını okumak için sabırsızlanıyorum.
Edebiyat
GeminaAmie Kaufman · Pegasus Yayınları · 20181,493 okunma
·
185 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.