·89 syf.····Okunma: 01 Mart 2021 03:57 Genç Kız Kalbi’nin şu ana kadar okuduğum Türk Edebiyatı klasikleri içerisinde en beğendiğim eser olduğunu söyleyebilirim. Mehmet Rauf’la tanışma kitabımdı ve yazarın dili ve üslubunu sevdim. Akıcı ve bir çırpıda bitirilebilecek bir eser.
Roman Pervin isimli genç bir kızın günlüklerinden oluşmaktadır. Pervin, ruhunu edebiyat ve şiirlerle beslemiş, tiyatro ve musiki ile ilgilenen iyi bir eğitim almış genç bir kızdır. Babasının memuriyeti dolayısıyla İzmir’de yaşamakta ve en büyük hayali ise İstanbul’a gitmektir. Bütün saadetin, mutluluğun İstanbul’da olduğunu, oranın medeniyet seviyesinin yüksek olduğunu ve orada anlaşabileceği insanları bulabileceğini düşünmektedir. Büyük ısrarları sonucu babasını ikna eder ve İstanbul’a amcasının evine misafirliğe gider. Ancak burada büyük bir hayal kırıklığıyla karşılaşacaktır. Bu evdeki insanların düşünceleri, olaylara bakış açısı, onların güzel diye addettiği yerler Pervin’in gözüne hiç de hoş gelmeyecektir.
Amcası eğitimini yarıda bırakmış, cahil, evde sadece kendi sözünün hakim olduğunu sürekli ispat etmeye çalışan bir adam. Öyle ki kızlar dışarı çıkarken bu beyefendinin göz teftişinden geçmek zorunda kalıyorlar.
Pervin buradaki insanların basit zevklerini, hayatlarında hiç kayda değer bir amaçlarının olmadığını, hanımların sadece dedikodu ve birbirini çekiştirmekten başka bir şey yapmadığını gördükçe umutsuzluğa kapılıyor.
Pervin, amcasının evine misafirliğe gelen aynı zamanda bir yazar olan Behiç Bey’in hayat görüşlerini duydukça İstanbul’da ilk defa kendini birine yakın hissediyor ve zamanla ona karşı bir aşk beslemeye başlıyor.
Kitapta ayrıca görücü usulü evlilik eleştirilmekte olup, bir kadının seçen değil sadece seçilen olması, bir kadının da istekleri, fikirleri olduğunun görmezden gelinmesi, onurun ve hayat lezzetinin sadece erkeklerin tekelinde olması kabul edilememektedir.
Bir genç kızın duyguları, düşünceleri derinlemesine işlenmiş. Okurken Pervin’le birlikte sevindiğim, üzüldüğüm oldu. Dönem şartları ve toplumun yapısı iyi bir şekilde aktarılmış. Yazarın kadın-erkek eşitliğine değinmesi gözümde yazarı bir adım daha öne çıkardı. Eser 1925 yılında yazılmış olmasına rağmen kitapta eleştirilen durumlar günümüzde de devam ediyor, bu da hala daha kat edeceğimiz yollar olduğunu gösteriyor.