Sahaftaki abiyle gerçeküstü seviyorsan mutlaka oku diye konuşmuştuk, filminden de çok bahsetti hatta, izleyeceğim onu da en kısa zamanda.
Boris Vian'ı sadece ismen biliyordum önceleri. Kitaptaki antimilitarist antikapitalist duruş çok hoştu öncelikle, incelikle de eleştirilmiş hem. Son kısımlarda din kisvesi altındaki yozlaşıklık öyle güzel örneklenmişti ki, bu konuda hiçbir şeye artık şaşıramam herhalde diye düşünürken yüzümü buruştura buruştura okudum hep. Keşke yüzümde şeyh çıldırtan yarıklar da olsaydı.
Öyle hoş bir hastalık tanımı vardı ki, üzülünemiyordu bile romantikliğini düşünmekten. Ciğerindeki nilüferden hastalanan güpgüzel bir kadın ve bunun yine çiçeklerle düzelebileceği ümidi..
Kitaba sadece aşk romanı deyip geçmek vicdanen rahatsız ederdi sanırım beni, ama bazı yerlerde öyle salt sevgi vardı ki hoş hoş okudum. Ayrıca aynı zamanda Vian'ın yakın arkadaşı olan Jean Paul Sartre'den de çokça bahsedilmesi, hatta ayrıca bu bağlamda 'Jean Sol Partre' nin yaratılması da ilgi çekici başka bir kısımdı. Hatta Chick'in ona ve kitaplarına bu kadar bağlılığı bana Canetti'nin körleşmesini hatırlattı. Özellikle sonuna doğru hiç bırakamadan okudum, hatırlayınca buruk buruk şaşıracağım yine bu kadar farklılığına.