·82 syf.····Okunma: 06 Mart 2021 14:20 Kafka’nın Dönüşüm’ü tadı veren Patrick Süskind’in durgun, sakin, yormayan, bazı yerlerde biraz bunaltsa da bir çırpıda okunan ve eğer rutin bir işiniz, çalışma hayatınız varsa; kendinizi sorgulamanıza sebep olan uzun öyküsü.
Tüm öykü Jonathan Noel üzerinden ilerliyor. Aslında ilerliyor da sayılmaz, bir olay örgüsü yok. Kahramanımız Jonathan Noel ikinci dünya savaşı sırasında ailesi toplama kampına götürülünce, amcası tarafından büyütülüyor. Belli bir yaşa gelince evlenmesine amcası karar veriyor, evleniyor. Fakat evliliğinin daha başlarında eşi onu başka birinden hamile olduğu için terk ediyor. (Bunlar giriş kısmında anlatılıyor) Bu olayla zaten içe kapanık olan Jonathan’ın tüm insanlara karşı güveni sarsılıyor. Ve kendini o kadar kapatıyor ki dış dünyaya, yaklaşık 20 yıl ! (evet yazıyla da yirmi!) nerdeyse programlanmış bir robot gibi yaşıyor. Bir bankada güvenlik görevlisi olarak çalışıyor, sabah 8 - akşam 5 iş ve kiralamış olduğu ve almayı düşündüğü oda arasında, yaşamadan, hissetmeden, sadece nefes alıp vererek mekik dokuyor.
"Yetkin bir olaysızlık içinde geçen rahat yirmi yıllık bir süreyi gerisinde bırakmıştı ve daha karşısına, günün birinde gelecek olan ölümden başka, temel nitelikte herhangi bir şey çıkabileceği aklının ucundan bile geçmezdi. Bundan da çok hoşnuttu. Çünkü olayları sevmezdi, hele insanın iç dengesini sarsan, dış yaşam düzenini ise karmakarışık eden olaylardan nefret ederdi."
Evet yukarıdaki alıntıda anlatıldığı gibi olaylardan , programı dışında beklenmedik her şeyden nefret eden Jonathan’ın hayatı; bir sabah uyanıp holdeki lavaboya gidecekken, kapısının önünde gözlerini dikmiş ona bakan bir güvercin görmesiyle altüst oluyor. Bir anda korkuyla mücadele ederken, bir yandan hayatını sorguluyor.
İnsan psikolojisinin bazen nasıl pamuk ipliğine bağlı olduğunu, muhtemelen trajik bir çocukluğun getirisi olan güvensizliğin ve takıntıların, bir güvercin bakışı dahi olsa, insanı nasıl altüst edip hayatını cehenneme çevirebileceğini, sağlıklı bir psikoloji için toplum içinde insanla iletişim halinde olmanın önemini, akıcı duru bir dille anlatan bu uzun öykü; yazarın Koku romanından önce okunabilir. (Koku önce okunursa bu yavan gelebilir.)