·184 syf.····Okunma: 08 Mart 2021 01:28 Yazmak, bir daha adım atamayacağın bir yolun yine yeniden, düzensizce, akıp gittiği sanısına kapıldığımız zamanın dışından anlık tadışlarla kurumu, bir ikinciye yaşamayacağımızı sıradışı bir tazelikle, kimi zaman yıkmak isteyeceğimiz, devamlı kurduğumuz, dinlemek istemeyip devamlı dinlediğimiz, uzak durdukça yakınlaştığımız, yakınlaştıkça uzaklaştığımız, sonunda, kelimelerce yakın kaldığımız, ama hareketli, benimsendikçe devamlılıkla yenilenecek bir yoldur. Uyarıcı bir düşünceyken henüz kelimeler, bu mevsimde dahil üşümesin diye üzerine örtü çekilir, kim bilir ne yaratıp da canlandıracağını harflerin dünyasında... Belki de, anlatımın söz söyleme yolundan daha acılı kalmasının sebebi, tüm tasavvurlarını da yaşananla, işte o karmaşanın ucuna ekleyerek yeniden adlandıracak, yaratacak denli düşünme fırsatına sahip olabilmenin güçlü ikramıdır. Kelimeleri, kendi yaşadıklarıyla acı bir özsuyu yoğunluğuna döndürenlerin arasına, bir savaşın içinde doğan başka kıyımların nedensizliğinin, mağduriyetin içinde madur kalanların anlattıkları, genellikle katılmaya pek müsaittir. Yıkıntılar ardında yıkılmış umutları, haksız yere azaltılmış hayalleri, küçülen hevesleri anlayan kelimelerin sayfadan attıkları çığlığın duyumsanacağı o yazmak eyleminin içinde, belki de suni cesaretle atılarak kahraman ön adını alanların kazandığı, formalite bir kaosun içinde bulunan H. Böll'den öğrenilebilecekler vardır.
Matarasını, komut kadarınca kısa bir zamanda doldurmak üzere o zengin, devamlı akıcı kaynağa yaklaştırdığında, onlarca boş diğer mataraların yanında kayboluyor olanakları. Belirsizlikte yaşamlarının tehlikesi hırslarına hüküm verirken de, saniye başı ağırlığı artan şişesiyle kenara itildiğinde suyla dolu haznenin ağzını yere doğru bastırdığı vakit yükselen bu hayati, bu umutlu, bu güvenli sıvıyı içerken de, aynı hedefin yolcuları gibi kabuklarını taşıyorlardı. Göğsündeki madalyonlar, rütbe sahibi olup da yükselmeler, verilen komutlara uymalar değillerdi hiçbiri. Umutlarının esiri duyguları üzerine örttükleri yapay kalıntıların gizledikleri kadarlardı. Telefonlar her gün çalarken, artık oyun oynanmıyor, eski iletişim tarafları birer ikişer yok oluyor, karmaşıklığı artık onlar yönetiyordu. Bu zamanlarda en önemlisi, öyleyse karşılıklı adres alıp vermekti nitekim yitirilmiş bilincin kuruluğunu bıraktığı mücadelede parlayan sevgiden başka, böyle bir gerekliliğin hatırı kalmamıştı.
Böll, insanlığın savaşı savaş sonrasında da sürdürdüğünü belirtir, yazımlar, müzikler, kazanımlar, yenilenimler ve çalınanların yerine yenilerini koymalarla bir bitip tükenmez döngüye girilmiştir. Bir eski evde bulunan gitarın ufak melodisi, yeni öğrenilen uzak sınırların ilgisiz insanları cepheye göndermelerinin sonucunda verdiği dehşetli şaşkınlık ve herkesin bulmaya çalıştığını herkesin kaybettiği kaçınılmaz kaos hakimdir. Umutları ceplerine, bir küçük zarfın içine, mermisiz geçirilen gecenin karanlığına sığdırırlar. Merminin sesi duyulurken telaşla kaçışanların arasında, kendinden büyük bavulunu vazgeçilmez bulanlar, parçalanıp yere düşen canlar, içlerine tüm bir yaşanmışlığın birikimini doldurmuşlardı. Karşı tarafı niçin vurduğunu bilmeden namlusuyla yönetilen adeta makineler, iki taraf için makineler... Düşman adı altında, iki taraf da birbirlerini yok etmeyi haklılıkmışçasına dinlemekteyken, savaşı zorunluluk değil, yetinmeyi bilmeyen, devamlı üst gelişim adı altında katleden, barbarlığı gerektiğinde meşrulaştıracak denli kendine yalan söylemekte başarılı insanın baskılı vahşiliği gibi bir tanıma yakın bulmak yerinde olacaktır.
İroni, eğlenceden beslenen mizaha oldukça katkı yaptığından, amacı mizah olan sanatçıların yapıtlarında karşılaşılan tekniklerin başında bulunmaktadır, öyle ki antik çağdan bu yana süregelen bu yansıtma, taşlama olarak da bilinen hicive yönelmekte ince bir fark yaratır. Bu yöntemdeyse ayna, ters çevrilerek kendini toplumdaki trajileri yansıtmanın ağır bir yolu olarak gösterir. Hicvin ustası Böll, savaşın ancak saçmalıktan doğma nedenlerle politikleştirildiğini, kimsenin hayallerini bu denli alıp götürerek düşünebildiğinin ancak savaş sonuna değin hayatta kalabilmek olduğu noktaya getiremeyeceğini soğuk bir biçimde tasvir ederken, kendi zaaflarıyla bu katledilişin arasına umursamazlığı yerleştirenleri de unutmadan sıkça nişan, madalyon gibi göstergelerin yapaylığına değinir. Toplumun, "Yasalar yoksulları ezer ve yasalarıysa zenginler yönetir." diyen Oliver Goldsmith'in cümlesine, savaş savaşanları ezer ve savaşı savaşmayanlar çıkarır eklemesine ne derece doğrulama getirebileceğini önemle anlatmaktan geri durmayarak hümanizmi, insansı değerler değerini yüksek tutmayı geride bırakmamaktadır. “Sözün etki gücüne güvenerek edebiyatı insanlığın hayrına adamak, işte Heinrich Böll’ü mekân ve zaman sınırlarının dışına taşıtan, onu klasik yapan özellik budur. Irkçılık, savaşlar, maddi çıkar uğruna insanın harcanması ne yazık ki dünyanın yalnızca belli yerlerinde ve tarihin yalnızca belli dönemlerinde görülmüyor. Bu olumsuzluklara başkaldıran yazar Heinrich Böll’ün de itibarını koruması, onun her zaman ve her yerde okuyucu bulması, edebiyatın hem güçsüzlüğü hem de gücüdür." (Aytaç, 2001: s. 25).) Yıkımların uzun ağıtlarının değil, genellikle kısa haykırışlarının ustasıdır Böll, öyle ki insana "Savaş varken neredeydin?" sorusuyla yaklaştığı bu öykülerinin tümü, farklı bakış açılarının tek bir karakterle toplanıp bir araya geldiği, onda yoğunlaşarak ortak olgu etrafında toplandığı, kaybedilip bulunanların orantısızlığıyla denebilir ki vahşet arenasında piyonlaştırılan tüm insanların isyanından yapılmadır. Savaş evvelinde öylece kalbi üzerine yerleştirilmeye çalışılan kahramanlık, cesaret duyguları, bilmedikleri değerler üzerinden anlaşılamayan hayat yığınlarının yönetimi için, başvurulacak en güçlü paylaşım yanılgılarından biriyse de, trajikliğin doruğundan öykülerin anlattıkları derli topluluktan uzak, ana karakterin ve herkesin (paragrafların her biri, bir başka karakter üzerinden savaşı anlatırken ana karakterle bağlantısının netliği, satırların sonunda anlaşılır tıpkı savaşlar gibi parçalı ve tektir) sonunun sonlu acısı gibi, parçalanmış sorularla yönlendiriliyor. Neredeydin, neredesin insan, savaşın ve sahte yükselişlerle yönetilenlerin çaldığı hayatların zamanlarında, neredesin?