Puan vermedi·68 syf.····Okunma: 12 Mart 2021 01:58 Ben bu incelememside bayağı detay bildireceğim, okumayanına duyurulur.
Aslında her şey başlıkta duruyor. Bir insanın bu kadar içeride olup bu kadar yabancı kalması, bu kadar fırtınada çıt etmemesi, savrulmaması, hayli başka. Bu sadakat midir yoksa takıntılık mı, açıkçası bilmiyorum ve bu haliyle bile iç gıcıklıyor.
İki taraf, tek aşk olarak nitelendirebilirsem eğer, hem benim için daha anlaşılır hem de yutabileceğim bir durum olacaktır.
R., fazla çapkın oluşunun yanı sıra sıradan yaptığı şeylerin içinde hayatla oynamak var olunca, ister istemez aşkı kendince hiç etmiş, muhtemelen bedeni bir zevke sığdırmış karakter olarak tanıtıyor kendini.
Kadın ise ilk görüşte aşk davasına vurgun olsa da, neden böylesi bir takıntıya dönüştürüyor bunu, çözmek çok da mümkün olmuyor.
Ortada bir aşk var fakat bu platonik de değil, karşılıklı da. Böyle bir ilişki, bir kadın için ne kadar zor ve ne kadar ağır, anlaşılamaz.
Sonlara geldikçe “seni suçlamıyorum Tanrı’yı suçluyorum” söylemi ne kadar olsa da, son satırlarda bu adamı bir biçimde, kendi gözünde Tanrılaştırdığı görülüyor aslında. Yani sadece R.’ın değil, okuyucunun da sırtına sapladığı zincirler, cidden kaldırılabilecek bir durum değil.
Erkeğin kadına hayat kadınıymış gibi davranmasıyla, sadece bir kere gören uşağın, yıllar sonra karşılaştığında da aynı çocuğu görmesi, bilmiyorum, okumayla, eğitimle olabilecek şeyler değil gibi geldi bana.
Bir aşk, bin bedende ölecek belki. Bir mektupla.
İncelememsi bitti, teşekkür ederim.