Bu ve bunun gibi incelemelerin daha fazlası için sizleri instagram: @sinifcibirokur sayfasına davet ediyoruz
instagram.com/sinifcibirokur
Bir söz vardır ya; hiç kimse bu hayatta yaşattığını yaşamadan ölmezmiş. Bence bu söz tam olarak #yaşamak kitabı için yazılmış diyebilirim. Tabi kahramanımızın yaşadığı hayata yaşamak diyebilirsek… Yaşamak neden önemlidir ki? Bazılarımız geçmişte duyduğu hatalarından ders çıkarmak için yaşar, bazılarımız sadece günü kurtarmak için yaşar, bazılarımız ise hedefleri ve idealleri için geleceğine yatırım amaçlı yaşar. Peki siz ne için yaşıyorsunuz?
🖋 Nazım Hikmet’in bir şiirini paylaşmak istiyorum;
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.
Fugui de böyleydi, gözleri bile tek başına koca bir ömrün yansımasını taşırdı kendi içinde. Yaşam boyu hayat ona arkasını dönse de kendince yaşamayı başarabilmişti. Onca acılar içerisinde, belki de tek çarenin ölmek olduğu hissini düşünmeden var olan gücünün son damlasına kadar savaşarak yaşamaya çalışmak.
Kahramanımız Fugui, gençlik dönemlerinde aile servetini koruyabilmek için hiç çaba sarf etmedi. Aksine eline geçen paranın değerini, yaşadığı hayatının kıymetini, ailesinin var olduğu hissiyatını önemsemeden kendi zevk ve ihtiraslarının peşine giderek toz pembe zamanlar geçirdi. Ta ki hayatın gerçekleri yüzüne vurana kadar.
“Uzun zaman önce, Xu ailesinin ataları sadece tavuk beslerdi. O tavuk büyüyünce kaz oldu, kaz kuzuya döndü ve o kuzu öküz oldu. Ailemiz böyle zenginleşti… Sıra bana geldiğinde, Xu ailesinin öküzü kuzuya döndü, sonra kuzu eridi kaza döndü. Sıra sana geldiğinde, kaz tavuğa döndü ve şimdi bir tavuğumuz bile yok.”
Çin Edebiyatının önemli isimlerinden olan yazar Yu Hua, yer yer beni derinden etkileyen sayfalarla, bir anda sevince boğulduğum ve artık her şeyin yoluna girdiğini zannedip tekrar dramla karşılaştığım satırlar içerisinde çok değerli bir yolculuğa çıkardı. Öyle ki Fugui’nin bahtsızlığı “bu kadar da olmaz” dedirtecek derecedeydi. Kitabı okurken kendinizi bir anda savaşın ortasında da bulabilirsiniz.