İki yıl önce, Okuma grubumla yazarın ismiyle anılan Eyüp sırtlarındaki tepede bu kitabı aylık seçkimiz olarak tartışmak istemiş ancak o zaman baskısı olmadığından bizim için güzel bir gezi de sayılabilecek toplantıyı yapamamıştık. Kitapta o zaman beni çeken, henüz 29 yaşındayken yazıp bastırdığı metinde Osmanlı dönemi İstanbul'undan kesitler görebilmek idi.
Önsöze göre; gerçek hayatında da bir Türk gibi Eyüp'te şimdilerde kahvehane olan evde Aziyade adında 18 yaşında bir cariyeyle yaşamış yazar. Eserdeki fark, anlatıcı yüzbaşı Loti'nin İngiliz subayı değil Fransız oluşu ile sonudur. Kurgu; Selanik'e donanmayla (gemi ismi farklı) gelen yüzbaşı Loti, tesadüfen görüp beğendiği Çerkez kızı Aziyade'ye aşık oluşu ve peşinden İstanbul'a gelişidir. Bu seyahat biraz da görev icabıdır zira İngilizler Osmanlı-Rus gerginliğinde yeni padişaha başta destek (sonra İngiliz ve Fransızlar gidince 93 harbi denilen Osmanlı-Rus savaşı çıkacak, Ruslar Çatalca'ya kadar gelince tekrar donanımlarını yardıma yollayacaklar!) vermektedir.
Yazar; dönemin Osmanlı'sının durumunu bir nevi Doğu hayranlığı içinde aksettirmiştir kitabında, Meşrutiyet karşıtı tutum (zira dönem Avrupasında olmayan özgürlükler vardır) ile beraber. Aralarda verilen, padişahın kılıç kuşanma töreninin yapıldığı Eyüp cami, başta Dolmabahçe ve Fatih olmak üzere tüm semt tasvirleriyle, ay tutulmasında aya doğru ateş etme gibi batıl inançlar ile pencerelerden içeriye bakış atılamayan Türk evlerinin anlatımı güzeldi. İzmit(Nikomedya), Tavşanlı, Karamürsel ve İznik'e yaptığı kısa gezide gördükleri dönem betimi adına da iyiydi.
Ancak, ülkenin sıcak güneyine gidip sevgilisiyle balıkçı olmayı düşünebilen (bugün bile aynı, hayret!) karakterin (yazarın), zengin Abeddin efendinin 4 karısından biri (ki diğerleri de aldatıyor) olan Aziyade'yle yaşadığı metres hayatı (ki, dönem anlatılırken her şeyin yasak olduğu ama zenginlere kaçış yolları!) ve gemisiyle dönerken tabii ki terketmesi klişe gerçeği, Batı'da #balzac 'ın eserlerinde betimlediği bohem hayatını andırıyor adeta. Kısaca; yazarımız gerçek hayatında da yaşadığı ve eserdeki arkadaşları (en çok materyalist Plumkectt 'ı sevdim) ile mektuplaşmalarında da belirttiği üzere inanamadığı bir hayat sürüyor. Arif adıyla ev ve metres tutup (ki başkalarıyla da oluyor ve Aziyade üzülse de normal karşılıyor) bir Türk gibi yaşaması, onda değişik tadlar bıraktığı kesin doğrusu. Sonunda; bir gün İstanbul'a dönen Loti 'nin dostunu savaşta kayıp ve sevgilisini ölü bulması üzerine Osmanlı ordusuna katılıp Kars'ta ölmesi ise, yazarın oluşturduğu bir kurgu.
Her şeye inancını yitirmiş bir subayın, aşkı Doğu'nun gözdesi İstanbul'da arayışı ve Balzac romanlarından fırlamış gibi betimleyişi. Loti; daha sonra defalarca Türkiye'ye gelmiş, bir çok haksızlığı Batı basınında yazdığı için Atatürk tarafından da takdir edilmiş, yazarlığı tartışılır ama kendi ülkesinde askeri mahkemeye çıkacak ve tekrar görevine dönüp dünya savaşında olacak kadar cesur biri. Adının verildiği tepe, Aziyade'yle dolaştığı yerler mi bilinmez ama Eyüp Camii sırtlarında olduğu da kesin. Sonuç: Doğuda yada Batıda, zengin veya güçlü bir sınıfa mensupsanız eğer, rutin hayattan her zaman bir kaçış yolunuz vardır ve her şeye rağmen saygı görürsünüz, bu burjuva düzen değişmedikçe...