Hayatınıza anlam kattığını düşündüğünüz ve okuduğunuz için size özel hissettiren kitaplar vardır. "Tatar Çölü" benim için onlardan biri oldu. Elime aldığım andan itibaren olayların akışıyla beni bir beklentiye sürüklerken, aynı zamanda güçlü betimlemeleri, insan doğasına dair tahlilleri her sayfa da etkisi altına alıyor. Bazen varoluşumuzun karanlık köşesinde sorgulamadığımız bir gerçeği tokat gibi yüzümüze vuruyor. Tatar Çölü'nün bitirdikten sonra okunan bir kitap olduğuna karar verdim. Çünkü Teğmen Giovanni' nin Bastiani Kalesinde geçen bir ömürlük serüveninde yüzeyel olarak sizi derinden etkileyecek bir durum yok gibi geliyor. Fakat kitabı bitirdiğimiz anda bizi güçlü sorgulamalarla başbaşa bırakıyor. Tıpkı sayfalardaki stabil olay örgüsü içerisinde umduğumuz o maceraya benzeyen hayatımızı keşfediyoruz. Teğmen Giovanni'den pek te farklı bir fıtratta olmadığımızı anlıyoruz. Aslında çok kısa bir süre zorunlu görevle kalıp ayrılabileceği Tatar Çölü'nde kahramanlık hayaliyle 30 yıl deviren Teğmen, bir sabah uyandığında aynaya bakıyor. Kıyafetlerinin bol gelmesinden, yüzündeki çentiklerden anlıyor zamanı, Paslı demir borudan sızan su damlasının çılgına çeviren sesine bile alışmış. Bu kadar yılın nasıl geçtiğine kendisi bile şaşırıyor. O kahramanlık fırsatı geldiğinde ise seneler önce gitmediği şehre gitmiş, hasta yatağında ölümü sorguluyor. Öncesinde geçmek bilmeyen günlerinin basit bir gurur sebebiyle giderek grileşmesi ve ömrünün tam anlamıyla heba olması... Sanki hayatlarımız Giovinni'den çok farklı. Ömrümüzün en güzel yılları, sürekli sonraki yıllarda mutlu olmak için harcıyoruz. Sanki bir serabın peşinde hiç bitmeyecek bir döngüde asla ulaşamadığımız o "fırsat" için yaşıyoruz. Etrafımdaki insanların çoğu - buna kendim de dahilim- tercihlerini hep asıl isteklerini öteleyerek yapıyor. Bir gün aynaya baktığımda, geçen seneleri birbirine benzer gri bir keşkeler bütünü olarak görmek istemiyorum. O yüzden bu kitap benim miladım olmuştur. Hayatım ne kadar kötü olursa olsun, daima yepyeni deneyimler edinmek, işim ne kadar yoğun olursa olsun fırsat buldukça farklı yerlere gitmek için kendime söz verdim. İncelememi kitaba dair Enis Batur'un çok etkileyici şiiriyle bitiriyorum.
'Tüfek çatılacak, çat'
Sahildeki nöbetçileri değiştiriyor
Teğmen giovanni; sigarasını sarıp
Kibrit çakıyor avcunun içinde.
Alabildiğince uzuyor deniz,
Kumsalda molaya ve geceye
Doyamıyor kopkoyu askerler.
Filolar uçaklar gelecek
Bir gün gelecek
Denizin ve ufkun dibinden
Düşman sökün edecek.
'Kolaydı gelmeyecek yolcuyu bile
Beklemek' diyor albay giovanni:
'Ya sonsuz bir belkiyle
Sonsuz bir belkiyi beklemek