"Ah o umut! O hiç sönmeyen ama gerçekleşmeyen korkunç umut!" diyerek başlamak istiyorum bu romanı yorumlamaya. Toprak Ana, içinde tek bir topun, tüfeğin, tankın, savaşın veya çatışmanın olmadığı bir roman. Ama konusu "savaş". Sahi tüm bu kelimeler olmadan savaş nasıl olurdu? Savaşmanın kitabında bu kelimeler olmadan insan kiminle savaşırdı ki? Düşmanla mı? Sanmam. Bir kelime oyunu gibi Savaşı anlatacaksınız ama onunla ilgili tüm kelimeler yasak. Bu romanda Aytmatov o kadar güzel anlatmış ki bunu. Romanın konusuna gelecek olursak, İkinci Dünya Savaşı sırasında savaşta üç oğlunu, kocasını ve gelinini kaybeden bir kadının toprakla yaptığı söyleşi ve Kırgız halkının gündelik hayatını ve sorunlarını dile getiren bir eserdir. Kitap ana karakter ve toprak ananın birbiri ile dertleşmesiyle başlıyor. Çünkü geriye kalan tek kişi topraktır. Herkes gitse de geriye kalan sadece toprak ana olacaktır. Bu kitabı okurken her sayfasında kalbinize inen bir yumruk hissedeceksiniz. O yumruk sana hayatın gerçekliğini hatırlatacak. Acı ve umut birbiri ile girift içinde kitabın sonuna kadar devam decek.ve sona yaklaştıkça şunları söyleyeceğiz içimizden,
" Savaş! Savaş! Lanetler olsun sana!."
Yazarın dili ve üslubuna değinecek olursam çok anlaşılır ve akıcı. Bir solukta okuyup bitirebileceğiniz eserler içinde. Ve bence herkesin okuyup kendi savaşının ne oldugunu düşündürecek bir eser. Neticede hepimizin hayatta küçük veya büyük bir savaşı yok mudur?
Kitapla kalın...