Merhaba!
Bugün Fihrist Kitap'ın en son çıkan eserlerinden biri olan Distopya'yı okudum, ve sanırım söylememe gerek yoktur çünkü isminden de gördüğünüz gibi kitapta bir distopya okuyoruz.
Distopya'da, Kanal İstanbul projesinin gerçekleştirildiği ve bunun sonucunda yaşanan felaketler ile birlikte ortaya çıkan bu karanlık dünyayı okuyoruz. Ancak yazar, bu dünyayı geniş bir çerçeveden sunmak yerine bir adamın hayatı ve rutini üzerinden sunmuş okuyucuya.
Arka kapakta da yazdığı gibi "yalnızlığında boğulmuş, dış dünyada suç ve aşırılıkların artmasının kıskacında kendi içine kapanmış ve bu kapanda kısılmış bir adamın hikâyesi" bu. Zaten Türk edebiyatında bu tür çok yaygın değilken bir de Kanal İstanbul projesi ve onun muhtemel sonucu olan bir felaketin böyle kurgulaştırılmış olması çok ilgimi çekti, bir yandan da aslında kitap boyunca anlatıcının radyoda dinlediği şeyler dışında toplumun geri kalanından da haberdar olmamamız çok hoşuma giden bir durum oldu.
Kitap boyunca, evinde ölü gibi yaşayan (ve belki de bu günlerde corona sebebiyle bir çok kişinin de bir şekilde bağ kurabileceği), evinin penceresinden dışarıyı izleyen ve kendi kendine bir şeyler yazan bir adamın perspektifinden bir şeyler okuduğumuz için de aslında hem o tuhaf psikolojiyi görmek çok güzeldi, hem de dış dünyadan tam olarak haberdar olmadığımız için de okurken bana, tüm bunların zaten akıl sağlığı sorgulanabilecek durumda olan bu anlatıcının (özellikle sonda yaşanan durum da göz önünde bulundurulduğunda) çarpık zihninin bir parçası olabilir mi diye de sorgulattı.
Güzel bir fikir, şiirsel bir anlatımla güzel bir şekilde kurgulanmıştı. Gerçekten beğendiğim ve önerebileceğim bir roman.