Eh, bitmesin derken, yine son sayfa ile bakıştık. Aradan geçen 3 yıl olmuş, özlemişim tekrar ve tekrar. Özleyeceğim, şüphem yok.
Ferhanağbi okuyucuları bilir, bir kitabı bulmak, ona erişmek eziyettir. Basım yapılırsa bir umut, yoksa tuhaf fiyatlarla ara ki bulasın. Sahafların çoğu eskitilir, yine de o kitabı bulamazsın. Alıntılara, paylaşımlara boyun çevirip, kavuşana kadar görmemezlikten gelirsin. Düşbükü bu kitaplardan biri.
Kitaba kavuşmak hayal derken, İzmir’den çıkageldi. Üstelik 98 yılına ait olmasına karşın tek bir sayfası hasar görmemiş, imza atılmamış olarak, öyle geldi kondu rafıma. 20 yıl sonra adıma imzalanması, ölümsüz nitelikte benim için. Kitaba geçeyim inceden;
17 hikaye mevcut kitapta. Veya Salâh Birsel’in dediği gibi 17 ironi oturtması. Aslında bu kitabı var eden şey, 17 hikayenin ardından parasız ek olan üç hikaye saklaması. Dergilerde yayınlanmış, üç deneme. Ferhanağbi’nin yazarlığa adım atmasında önemli rol oynamış, kendi dilini ortaya koymaya üç kala olan bir kitap.
17(+3) hikaye birbirinden bağımsız olsa da, 17 hikayede saklı 17 dil var. Az önce belirttiğim gibi, başlangıç, sadeleşmiş ve Ece Ayhan’a(Belki de bana böyle geldi, bilmiyorum) çalmış bir dil söz konusu. Ferhanağbi bu kitapta tahta kalem kullanıyorsa, gittikçe gülle donatıyor metalden kalemini.
“B*k gibi duygusalım, faça vermem” diyen Ferhanağbi’nin vefası bu kitapta da geçiyor tabii. İnsanlarına, dünyasına, yarattığı dünyadan selamı ihmal etmiyor.
Salâh Birsel, Yalnızlığın Fırınlanmış Kokusu’nda Düşbükü ile tanışmasını anlatıyor ve;
“Sanat sevgidir. Sevginin özel mektubudur. Bir başka deyişle altmış kıyye ağırlığında iki mumdur. Biri yaşantıya bağlılık ise öbürü alçakgönüllülüktür, yaya cenkçiliğidir.” Diyerek, Ferhanağbi’ye selamı gönderiyor.
Sevabımla günahımla bir inceleme yapmaya çalıştım, kusrum olduysa affola. Mumlarınızın hiç sönmemesi, sevginizin daim kalması dileğiyle!
Yarın Seçme Sapan Şeyler’de görüşmek üzere:)