Salâh Birsel

Salâh Birsel

YazarÇevirmen
7.7/10
302 Kişi
·
1.072
Okunma
·
138
Beğeni
·
6505
Gösterim
Adı:
Salâh Birsel
Unvan:
Türk Şair, Deneme Yazarı, Çevirmen
Doğum:
Bandırma, Balıkesir, Türkiye, 1919
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 10 Mart 1999
Salâh Birsel, 1919'da Balıkesir'de doğdu. İlk şiiri 1937'de Gündüz dergisinde çıktı. Günlüklerini 1950'de Beş Sanat dergisinde yayımlamaya başladı. Türk şiirinde özgün bir yer edinen Birsel daha çok aklın ve zekânın egemenliğini ön planda tutan, şairanelikten uzak, yergici şiirlere ağırlık verdi. Asıl ününü 1970'den sonra yayımladığı 1001 Gece Denemeleri ve Salâh Bey Tarihi olarak adlandırdığı dizi kitapları ve günlükleriyle elde etti. Şair ve deneme yazarı Salâh Birsel 1999'da vefat etmiştir.
Röntgenci dedikleriniz hasta insanlardır. Tıp dilinde onlara skoptofilyak derler. Bir gözlemcinin, bir röntgenciyle karıştırılması doğrusu beni üzer. Gözlemci bir filozoftur. Bir bilge, bir ahlakçı, bir öğretmendir. Bir röntgenci seyrettiği şeyden, gözlemci ise seyretme işinden hoşlanan biridir.
Eh, bir kitap da anlatılmayacak olduktan kelli ne diye okunmalı? Zaten memleketimizin büyükleri: "Gülmeyeceksen gülme, okumayacaksan da okuma!" buyurmuşlardır. Bunun daha alengirlisi de vardır:"Okuyan dert bağlar, okumayan dört bağlar." Biraz daha filozofçasını istersen:"Okuyanın dostu olmaz."
Ben elli yaşlarıma gelinceye kadar başladığım bir kitabı, kötü de olsa, bitirmeden elimden bırakmazdım. Sonraları bu alıklığımdan vazgeçtim. Çünkü siz mıymırık bir kitabın üstünde oyalanırken, öte yanda sizi bekleyen binlerce şahyapıt vardı.
Salâh Birsel
Sayfa 8 - Remzi Kitabevi
129 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
İsmi çok entresan değil mi eserin? Dört Köşeli Üçgen. Dört köşesi nasıl olur bir üçgenin? Kitabı okuduktan sonra onun da mümkün olduğunu anlıyorsunuz. Elbette ki kitap yalnızca "bir üçgenin dördüncü köşesi" üzerine değil. Bu sefer bir gözlemci ile karşı karşıyayız. Ama nasıl bir gözlemci? Karakterimizin kendi ifadesiyle uluslararası bir gözlemci. Kitapta kendini anlatan karakterimize oldukça doğal gelen bir durum bu. Her şeyi ve herkesi gözlemliyor: Arka kapakta bahsedildiği üzere; gazinoda oturanlar, işportacılar, memurlar, müdürler... Fakat bu gözlemleri yüzünden başına gelmeyen kalmıyor. Bir açıdan Aylak Adam'ı anımsatan bir eser Dört Köşeli Üçgen. Topluma nesnel bir gözle bakmaya çalıştığı için karakterimiz eksiklikleri de hemen fark ediyor. Gözlemlerinin amacını, kendisi de net olarak belirtmediği halde okurken anlıyorsunuz: Totaliterlik. Totaliterlik kelimesini kullandığım için kitabın siyasi amaçlarının olduğu anlaşılmasın, bir ahlak totaliterliğinden bahsediyorum. Ahlak totaliterliği gölgesinde kaybolup gitmiş insanlar ve bu kayboluşları sürekli izleyen bir gözlemci. Gözlenenlerden kimi bir apartmandaki bir kadın, kimisi de bir kahvedeki hararetli havada tartışan bir adam. Karakterimize bunlar fark etmiyor. Seyrettiği şeyler ona herhangi bir anlam ifade etmiyor, o seyretme işinden hoşlanıyor. Dolayısıyla bu seyretme işi, gözlemcimize farklı şekillerde gözüküyor. Herkesin gördüğü şeyden farklı şeyleri görür hale geliyor. Tıpkı ışığın suda kırılması gibi, gözlemcimizin yaptığı gözlemler de zamanla ona daha farklı gelmeye başlıyor. Bu gözlem işinin öylesine bağımlısı haline geliyor ki, günde 24 saat gözlem yaparken bunu günde 48 saate, hatta günde 96 saate yükseltiyor. Günde 96 saat, evet. Gözlemcimiz bunun da mümkün olduğunu söylüyor bizlere. Ayrıca gözlem olayının yalnızca "göz" ile değil bütün vücudumuz ile yapılabileceğini öne sürüyor. Öyle ki, verdiği örnekle de bunu kanıtlıyor: Newton'ın da tam başına elma düştüğü sırada başının üst tarafı ile gözlem yaptığını örnek veriyor. Bir süre sonra varlığının sebebini gözleme bağlayıp, "gözlem yapıyorum demek varım" düşüncesine ulaşıyor. Doğruluk payı da yok değil gözlemcimizin öne sürdüklerinin. Gözlem yapamıyorsak, nasıl yaşayacağız? Fakat bunu da yapmayanların olduğunu, o kişilerin de vücudunun hiçbir kasını fiziksel anlamda kullanmadığını söylüyor. Gözlemde doğru veya yanlışın olmadığını da çeşitli gözlemlerini bize aktararak kanıtlıyor. Fakat her farklı insan gibi farklılığı insanların gözüne çarpmaya başlıyor. Bir süre sonra gözlem yapması suç haline geliyor. İnsanlar yadırgamaya başlıyor karakterimiz "ben gözlemciyim" dese de. Zaten bu hali de kitap boyunca devam ediyor. Zannımca Salâh Birsel, bir çığlığı anlatmış burada. "Değil"lerin dünyasında atılan bir çığlık. Gölgelerin karanlığında atılan bir çığlık mı demeliydim? Dört Köşeli Üçgen, gerek ismiyle gerekse de karakterimizin C.'yi anımsatan düşünce ve tavırlarıyla ilgi çekici ve gerçekten mükemmel bir eser. Sessiz çığlıkları atan insanların isminin olmadığı yönündeki düşünceye Salâh Birsel de sahip yanılmıyorsam. Çünkü karakterimiz kendiyle ilgili onlarca şeyden bahsederken, yalnızca isminden bahsetmiyor. Sessiz çığlık atan insanların ismi olmaz...
278 syf.
Bu kitabı inceleyen bir kaç kişiye atıfta bulunarak başlayacağım. Sırf incelemem olsun diye kopyala yapıştır incelemeye gerçekten gerek var mı? Benim gibi kitabı okumadan ya da satın almadan önce kitabı araştıranlar vardır. Belli sitelerin kitaplarla ilgili inceleme mi desem yorum mu desem her neyse bunları yazınca kitap her yerde yüksek puanda veya düşük puanda görünüyor. Kitabı pdf olarak okumayan kişinin parasına, o parayı kazanana kadar harcadığı zamanın, hakkına giriyorsunuz! İnsan kendi için okur be kardeşim el-alem şakşaklasın diye değil, başkasının yorumunu yazarak kendini kandırma!

Esere gelirsek ilk yüz sayfası tatile gittiğinizde otelin lobisinde bulunan dergilerin resimsiz hâli gibi düşünün.Kahvenin tarihçesi, İstanbul'daki kahvehanelerin tarihçesi, bu kahvehanelerin yapısal özellikleri, konseptleri, kimlerin ağırlıklı teşrif ettikleri yer almakta. Bu kadar mekan ismi detayı ve osmanlıca kelimelerin varlığı okumanızı zorlaştırıyor. Sonrasında bildiğimiz yazarların şairlerin buralarda geçen veya burdaki kahvehanecilerle olan anıları yer almakta. Kahvehanelerin müdavimleri olan sanatçıların, yazarların, şairlerin şiirleri, bestleri de alıntı olarak eklenmiş. Ancak zamanın diliyle yazıldığı için bunlar anlamanız zor oluyor. Yazar, kimisini dipnot olarak Türkçesini verse de çoğunu es geçmiş belki de okurun anlayacağını düşünerek.
Neyzen Tevfik'in anısı ve Muallim Naci ile Mehmet Akif'in anısı benim en beğendiğim oldu.

Eski dile aşinayım diyorsanız okuyabilirsiniz. Öyle tarif edildiği gibi akıcı bir eser değil (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları öyle olabilir.)
128 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Yola çıkmaya hazırsanız, Salâh Bey’in deneme vadilerinde merakınızın atına binip nefes almaya bile fırsat bulamadan kâh Japonların kiraz bahçelerine, kâh Neron’un sarayına gidersiniz hele ki Marcel Proust’un alışıla gelmedik bilinmedik hayatı, F. Scott - Zelda Fitzgerald ise sıra dışı çılgın ilişkisi hakkında bilgi alırken F. Scott’un eşi Zelda’ya aşkına şahit oluyorsunuz. Ibsen'le Beckett'in aşık atışları. Onun yazdıklarını hem yeni şeyler öğrenmenin hayretiyle, hem hoşça vakit geçirmenin dudaklarımızın kenarına kondurduğu gülümsemeyle okursunuz. Öyle ki bazı deyişleri ezberleyesiniz gelir.
“Akı sarısına karışmış serüvenler”, “menteşelerinden çıkmış gençlik”, “en balkonlu kahkahalar”, “insanın trenini çuhlatmak”, “kartaldıkça körpeliğe özenen kadınlar”, “kırtıpil ve ebleh yazarlar”, “it oturumundan doğrulup padişahın eteğine varmak”, “zingirdek oturumundaki düşünceler” bunlardan sadece bir örnek
Ahh olağanüstü zevk veren üslubu kaldı ki eh üslup da bir kitabı/yazarı okumak için en önemli nedenlerden biridir nazarımda. Bir sesi, bir insanı, bir durumu, bir ânı tasvir ederken kullandığı (çoğunun ne kastettiğini ancak sezgiyle anlasam da bir su şırıltısı, bir musiki gibi zevk veren) sıfatlar, tanımlamalar, deyişler, dile getirişler, çoğuna katılmadığım (ayrı dünyaların insanlarıyız) görüşlerini kadı kızında olabilecek kusurlar zümresinden addettirerek okutuyor kitaplarını.
Nefes darlığı, şeker, kalp çarpıntısı, yüksek tansiyon türünden rahatsızlığı olanlar bir Salâh Birsel denemesi okumaya kalkışmamalıdır. :)
95 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Yine bir Stefan Zweig harikaları.

İki öykü de birbirinden güzel ve anlamlıydı. Yine her bir karakterin iç dünyasını kendiminki gibi hissettim.

İlk öykü olan BİR KALBİN ÖLÜMÜ; 66 yaşına gelmiş bir adamın pişmanlığını anlatıyor. Hayattaki tek amacı para kazanmak olan bu adamın bir gece yaşadığı olay, ona ailesini aslında hiç de tanımadığını gösteriyor.

Kızı ve karısının tüm gün neler yaptığını bilmediğini farkediyor önce. Tek amacı para kazanıp, bu parayı da onların elime vermiş. Onlar da lüks bir yaşamın içinde hayatlarını sürdürüyorlar. Hatta arada babalarından bile utanıyor oluyor. Karısı, bu utanma işini iyice abartıp, sevmediği soyadlarını kendisine göre daha asil bir lakapla değiştiriyor.

Para önemli bir şey olabilir ama tüm hayatını onun uğrunda feda edenlerin sonu da acı. Bu adamın da öyle oldu. Bir kalp, öldü..

İkinci öykünün konusu daha sadece ve çok kısaydı zaten. İki kardeşin Mürebbiyelerinin başına gelenlerden sonra dünyayı tanımalarını anlatıyor.

Basit bir olay, aslında insanların hayatında büyük bir önem arzedebilir. Zweig, kitaplarında da genelde bunu gösteriyor.

Kesinlikle tavsiye edilir.
128 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Türk ve dünya yazınından onlarca sanatçı hakkında bilmediğimiz ayrıntılar ve hikayelerinden oluşan ilginç bir deneme kitabı. Proust'tan Sartre'a, Beckett'dan Maupassant'a, Evliya Çelebi'den Leyla Erbil'e, Tanpınar'dan Fikret'e daha nice yazar ve şaire değinen 11 tane deneme ile kendinizi sanki 1001 Gece Masalları'nda gibi hissediyorsunuz. Mizahi üslubu ile sanatçıların kendini beğenmişliğinden söz ederken, kendisinin de ukala biri olduğunu düşündürdü bana Salah Birsel.
95 syf.
·Beğendi·8/10
Bir kalp nasıl ölür...
Zenginlik başa bela arkadaş gençken her şeyini para kazanmak için ver sonra hayattan zevk duyma... Sonra dan görme bir ailen olsun. Pis para lanet para...!
Niçin kazan mıştı o kadar parayı hakir görülmek için ...
Bu olay yanılmıyorsam ivan illiç in ölümü eserinde de var. Kreutzer sonatta da var.
Bu kahrediş bu içine atma neden ...
"İçimde köz olacağına dilimde kor olsun "diye bir söz var .problemin varsa anlat bitsin yoksa olan sana olacak ..
Vesvese kuruntu adamı yedi bitirdi güzel güzel de gerçekten de ölümüne sebep olan durum var mı? Ne diye öykünü yarım bırakıyorsun be zweig...
Çocuk ruhu ve dünyası o kadar naif ve temiz ki büyüklerin kirli ve günahkar aleminden uzak tutulması lazım...
Mürebbiye nin kirli ilişkisi çocukların bunu algılamaya çabalaması ve beyin ve ruhların zedelenmesi...
Hataların ceremesini çocukların çekmesini somut anlatıyor ki empati yaparak yazılmış bir öykü .büyüklerin savaşları ve ihtirasları nelere sebep oluyor küçücük kalpleri ve zihinleri ile algılama ya çalışma ları...

Eyy büyükler pasaklı hayatınızı alıp ilerdeki çamur banyosunda temizleyin (!)
128 syf.
·2 günde·6/10
Arkadaşlar kitabın adı sizi yanıltmasın. Kitabın felsefe ile alakası yok. "Kurutulmuş Felsefe Bahçesi" kitapta yer alan on bir denemeden biridir ve o da Çinlilerin ve Japonların çiçek sevgisinden bahseder.

Kitapta onlarca sanatçı, yazar, şair, kitap ve mekan vardır. Çoğunlukla gereksiz bilgilerden sıkılır, bazen de enteresan şeyler öğrenirsiniz.

Kitabın adı çok güzel ama maalesef içerik öyle değil. Benim için hayal kırıklığı oldu. Çok bilgili bir yazar olduğu her paragrafından anlaşılan böyle bir yazardan okuması daha zevkli denemeler beklerdim...
456 syf.
·Puan vermedi
“Bu şehr-i Sitanbul ki bir misl ü behâdır
Bir sengine yekpâre Acem mülkü fedadır”(Nedim)

Denize sıfır bir nefes çekiyoruz, şöyle Boğaz’ı ince ince süzerek. Allah var güzel memleket. Gerçi artık Yahya Kemal’in ‘Aziz İstanbul’undan çok Tevfik Fikret’in fahişe İstanbul’una benziyor ama olsun hala güzel hala alımlı... Neyse her şeye rağmen hala İstanbul’u ve onda yaşamayı sevenlerdenseniz bugün bir Boğaz turuna davetlisiniz. Ama altımızda şehir hatları vapuru değil Salâh Bey’in kayığı var. Kürekler hem mekana hem de zamana karşı çekiliyor.(Burada dileyenler arka fonda Münir Nurettin Bey’den ‘Aheste çek kürekleri mehtab uyanmasın’ gazelini dinleyebilirler.) Yeryüzü de gökyüzü de rengarenk. Her semtte başka vaka, her yalıda ayrı dedikodu, her sarayda farklı entrika var. Hezarfen Kartal kanadıyla Galata’dan süzülüyor. Beşiktaş’ta Abdülhamid-i Sani Han Hazretlerinin tahta şeref buyuruşlarının 25. sene i devriyeleri töreni. Yanımızdaki saltanat kayığında yazlık sarayına giden Halife hazretleri. Boğaz’ın cennet misali meyve bahçelerinden göz hakkı almaya da müsade var.Arada Ahmet Rasim’le Salah Birsel rakı neyle ve de nasıl içilir diye tartışıyorlar. Emirgan, İstinye, Arnavutköy, Kandilli, Beykoz... Göksu cıvıl cıvıl, kimi pikniğe kimi hayırlı bir kısmet bulmaya gelmiş. Beşiktaş’ın her köşesinde bir şair ve edip; demli sohbetler kaynatıyorlar. Işıl Işıl bir boğaz. Şair’in ‘Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer’ mısrasının bilenler için mübalağa olmadığı anlaşılıyor.
Fanilik insanoğlunun alın yazısı. Bu eşsiz gezinin de sonu geldi. Salah Bey’e selam ve saygıyla veda ediyoruz. Artık dağılacağız, herkes meşrebine göre. Bu güzel şehirde yaşadığı için dileyen Eyüp Sultan’a şükür namazına dileyen Kalamış’a bir tatlı huzur almaya.
Yazı böyle bitsin istemezdim ama kitabı okuduktan sonra o manzaralardan geriye sadece kırıntılar kaldığı için kendimi tutamadım.”Ex-payitaht olan şu nadide şehrin şantiyeden hallice bir mevkide bulunmasında katkısı olan kim varsa gün yüzü görmesin. Diktiği usulsüz ucubeler sıratta sırtına yük olsun. Bir yudum oksijene muhtaç kalsın da katlettiği ağaçlar o şifalı havayı ondan esirgesin.”
174 syf.
·5 günde·Beğendi
Deneme okumayı sevenler için Salâh Birsel yabancı bir isim olmasa gerek. Kendisi hem şair , hem de deneme yazarı olarak edebiyatımızda ün yapmış bir yazar.

Muzip ve eğlenceli uslubu, akıcı dili ve entellektüel birikimi ile yazdığı denemeleri okurken hem pek çok konu hakkında bilgi sahibi oluyor, hem tarihe tanıklık ediyor, zaman zaman edebiyat camiasından dedikoduları okurken şaşırmadan edemiyorsunuz.

Bir Zavallı Sarı At 'da Salâh Birsel'in 20 denemeden oluşan oldukca kalabalık kadrolu kitaplarından biri. Kimler mi var kitapta?
Şöyle bir sayacak olursak Sait Faik'ten, caz sanatçısı Charlie Parker'a, intiharını anbean kaydeden Beşir Fuat'tan, Virginia Woolf'a, Recaizade Mahmut Ekrem ve Muallim Naci'den (ki bu ikili sürekli bir çatışma halindeymiş), James Joyce'a , Henry Miller'dan Kafka'ya, sürekli kadın peşinde koşan Stendhal'den ( ben Salâh Birsel'in yalancısıyım ) Beyoğlu'da ki Nektar ve Degustasyon'a takılan tüm edebiyatçılara kadar kimler yok ki.

Mesela kitaptan ilginç bir bilgi; 1922- 1935 yılları arasında 29 kez Türkiye rekoru kırıp olimpiyatlarda ülkemizi temsil eden atlet Beşir Koşalay, yürümeyi altı yaşında öğrenmiş.

Bu ve bunun gibi pek çok ilginç ve hatıralarda kalmış bilgilere merakınız varsa ve deneme okumayı seviyorsanız Salâh Birsel'in Bir Zavallı Sarı At kitabını okuma listenize ilave edebilirsiniz.
107 syf.
·6 günde·7/10
Max Jacob'un yazdığı mektup ve düz şiirlerden oluşan muhteşem bir derleme. Üstelik bu güzel eseri Salah Birsel çevirisiyle okumak ayrı bir keyif oldu.

Yazarın biyografisi

Adı:
Salâh Birsel
Unvan:
Türk Şair, Deneme Yazarı, Çevirmen
Doğum:
Bandırma, Balıkesir, Türkiye, 1919
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 10 Mart 1999
Salâh Birsel, 1919'da Balıkesir'de doğdu. İlk şiiri 1937'de Gündüz dergisinde çıktı. Günlüklerini 1950'de Beş Sanat dergisinde yayımlamaya başladı. Türk şiirinde özgün bir yer edinen Birsel daha çok aklın ve zekânın egemenliğini ön planda tutan, şairanelikten uzak, yergici şiirlere ağırlık verdi. Asıl ününü 1970'den sonra yayımladığı 1001 Gece Denemeleri ve Salâh Bey Tarihi olarak adlandırdığı dizi kitapları ve günlükleriyle elde etti. Şair ve deneme yazarı Salâh Birsel 1999'da vefat etmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 138 okur beğendi.
  • 1.072 okur okudu.
  • 29 okur okuyor.
  • 851 okur okuyacak.
  • 27 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları