"Bir sürü boş şey arasında adalet kaybolup gidiyor!"
Puan vermedi·304 syf.··
Beğendi
·
2021 71. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Mart 2021 12:15
Yahut "Siz kimsiniz ki? Anlam arıyorken anlamsızlığın en âlâsını yapıyorsunuz." "Joseph K. iftiraya uğramış olmalıydı, çünkü kötü bir şey yapmadığı halde bir sabah tutuklandı." Kitap bu cümle ile başlıyor ve Joseph K. bu cümleden itibaren "var olma hakkı" için yargılanmaktadır. Bu yazıda kitabın hukuki yönüne değinmek istedim kısaca; Kitapta tuhaf bir tutukluluk hali vardır ve dava asla öyle bildiğimiz mahkemelerde görülen davalardan değildir. Zaten bu süreçte hiçbir şey cari hukuk ölçülerine uymamaktadır. Hukukta normal adli süreç şu şekilde ilerler: Herkesçe ulaşılabilir veya herkesçe malum, yazılı ve cari yasalar mevcuttur. Yasanın suç saydığı durumlar şikayet veya şüphe üzerine tespit edilir, ortaya çıkarılır, suç delilleri toplanır. Soruşturma sonunda suçun oluştuğu, işlendiği ortaya çıkarsa; delil ve iddiaları içeren iddianame mahkemeye sunulur. Mahkemenin iddianameyi kabulü ile kovuşturma süreci başlar. Sanığın bu süreçte tutuklu veya tutuksuz yargılanmasına karar verilir. Aleyhinde dava açılan şahıs tutuklu yargılansa dahi şüpheli yani sanık durumundadır; mahkeme hüküm verene kadar da asla suçlu ilan edilemez. Mahkemenin yaptığı yargılama sonucunda hüküm verilir ve infaz edilir.( Soruşturma, kovuşturma, hüküm ve infaz). Ancak Dava'daki hukuki süreç bu şekilde işlememektedir. Joseph K. bir sabah henüz yatağındayken tutuklandığını öğrenir, pansiyondaki odasında gözaltında tutulmaktadır. (Her nasılsa kovuşturma başlamıştır). Yan odada "şef" tarafından sorgulanacaktır. Ne kimliği, ne tutuklama emri, ne işlediği bir suç hiçbir şey bilinmemektedir ve aslında ortada zaten bir suç yoktur. Yani kısaca panayır yerine dönen bir tutuklanma sahnesi izliyorsunuz. Kişinin adil bir yargılanma hakkının ihlal edildiği, herkes içinde aşağılanarak sorguya çekildiğini görüyoruz. Diğer bir durumsa ortada bir yargıç yoktur. Sureti bile tasvir edilmez. Dava'da yargıç olarak gördüklerimiz sorgu yargıçlarıdır ve hukuk devletinin temellerinden olan "doğal yargıç/Tabiî hakim/Kanunî hakim ilkesi" ihlal edilmektedir. Bu ilke, bir uyuşmazlık hakkında karar verecek olan hâkimin, o uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belli olmasını öngören bir ilkedir. Bir de tabi ki "olağan mahkeme", olaydan önce kurulmuş ve somut olay ile kuruluşu bakımından ilgisi olmayan mahkeme. Olayda geçen mahkeme ise "tamamen tavan arası mahkemesi" dir. Yasama organı dâhil devletin herhangi bir organı, hatta hiçkimse olaydan sonra, sırf o olayı yargılamakla görevli bir mahkeme kuramayacaktır. Bu ise mahkemelerde yargılanacak olan kişilere büyük bir güvence sağlar. Çünkü onları yargılayacak mahkemeler, sırf onlar için kurulmamış, onları yargılayacak hâkimler sırf onlar için atanmamıştır. Böyle mahkemelerde ve böyle hâkimler huzurunda suçlanan kişiler masum iseler, beraat edeceklerdir. Oysa sırf o olay için kurulmuş ve hâkimi sırf o olay için atanmış bir mahkemede suçlanan kişiler masum olsalar bile isteye suçlu ilan edilecektir. Bizim Anayasamızın 37. maddesinde Kanunî hakim güvence altına alınmıştır:"Hiç kimse kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tâbi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz”. Aynı şekilde Avusturya'nin kişisel özgürlüklerinin korunmasına ilişkin yasasında "kimse doğal yargıcından ayrılamaz" şeklinde belirtilmektedir. Ama her nasılsa romanda yargıç görünmezlikle maluldür. Neredeyse canlı bir sistem olarak yargıcın yerine geçen, onu aşan, dava yolu ile sanığın üzerine gelen ise mahkemedir. Ve tabi ki bir de savcının yokluğu. K. bir türlü üzerine atılan suçu öğrenememektedir. Yani yokluk, savcı figürünün kendisinde değil, aslında davanın iddia ayağındadır. Hakkında hazırlanan iddianameyi kendi gibi avukatı da bilmemektedir. Avukatların her türden ezildiği, yok sayıldığı, savunma kürsüsünün işlemediği bir yargı sistemi.. Yani burada mahkeme bir dava açtı mı, düpedüz sanığın suçluluğuna inanır ve bir daha bu inancından zor döndürülür. "Ne zoru? -diyor K.- dünyada döndürülemez. Şimdi şurada bütün yargıçların resimlerini bir tuvalin üzerine cizsem de karşılarına geçip kendinizi savunmaya kalksanız, gerçek bir mahkeme önündekinden çok daha başarı kazanırdınız." Bilmediği bir suçun suçluluk duygusu ile mahkemeye teslim olur Joseph K. Kafka bir mektubunda diyor ki, bana çok etkileyici gelmişti, " ... Ormanda yolunu yitirmiş çocuklar gibi terk edilmişlik içerisindeyiz. Önümde durup bana baktığında, ne sen benim içimdeki acıları anlayabiliyorsun, ne de ben seninkileri. Ve senin önünde kendimi yere atsam, ağlasam ve anlatsam bile, biri sana cehennemi sıcak ve korkunçtur diye anlattığında cehennem hakkında ne bilebilirsen, benim hakkımda da ancak o kadarını bilebilirsin ... " Kafka insanın insandan kopukluğunu bu satırlarla ifade ediyor. İnsanın, insanca bir dil aracılığıyla iletişim kurabilme olanağından yoksun kaldığı bir çağ ancak "korku çağı" olarak adlandırılabilir. Kafka'nın davada betimlediği yargılama süreci, böyle bir çağın en güçlü simgelerindendir ve insan insanın korkusu olarak kaldığı sürece, bu eser güncelliğini hiç yitirmeyecektir.
Edebiyat
DavaFranz Kafka · Ren Kitap · 201863,9bin okunma
·
43 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.