Çok seveceğimi bildiğim halde, Sabahattin Ali'nin yazım tarzına ve hikaye akışına aşinalığım sebebiyle karşılaşacağım hikayenin bende bırakacağı etkiden korkmuştum ve elimde olmadan bir türlü okumaya başlayamamıştım. Sahip olduğum olumsuz duyguların, insanlara güvensizliğimin okudukça beslenip büyüyeceğini düşünmüştüm. Fakat öyle olmadı. Beni anlayan birini bulmuş gibi hissettim. Okudukça hüzünle birlikte bu anlaşılmak hissi bana huzur verdi. Neredeyse her okuduğum satırda kendi hayatımda yaşadıklarıma karşılık buldum. Bir dostla dertleşmek gibiydi. Bedri ve Macide haksızlığa uğradığında, çoğu insana teessir etmeyecek fakat kimi insanda yıkıcı etki oluşturabilecek o ithamları yüreğimde hissettim. Veznedarın insanlara karşı umudunu yitirişinde de, aydın geçinen, sanatı öne sürerek taktir toplamayı öğrenmiş içi boş, gelişimini tamamlayamamış sözde sanatçılarda da, karakterlerin umutsuzluğunu da umudunu da okurken hepsinin hayatımdaki karşılıklarını gördüm. Hatta bunca benzerlik karşısında şaşkınlığa uğradım ve yüreğimde ağırlık yapan bazı kötü anılarımda dakikalarca, belki de farkında olmadan saatlerce kayboldum.
İnsanların kafama adeta kakarak öğrettiği bu umutsuzluğu yazarın "Daha sarp yollardan yürüyen fakat buna mukabil insan denecek bir insan olmak isteyenler de var... Belki pek az... Ama var... Unutmayın ki, dünyada en korkunç şey, ümidini kaybetmektir. Bu söylediğim gibilerin az ve henüz kendilerini göstermemiş olması, günün birinde iyinin, doğrunun ve kıymetlinin hakim olacağından ümidi kesmeyi icap ettirmez... Bugün şurada burada teker teker yaşayan ve çalışanlar yarın birleşince bir kuvvet olacaklar ve en kuvvetli silahı; haklı olmak silahını ellerinde tutacaklardır." cümlelerini okuyunca silikleştirecek, küçük de olsa bir umut ışığı belirdi ufukta.
Vakitsiz gidişine hep üzüldüğüm bir dost, Sabahattin Ali. Okuyun okutturun.