·544 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Nisan 2021 00:45 TARİH , SALGIN , DOĞU AKDENİZ , TÜRK-YUNAN , KADIN –ERKEK , ÇOCUKLUK , İKTİDAR , DİN , HAYAT..
Orhan Pamuk’un 11. Romanı Veba Geceleri. Diğer 10 romanını ve deneme-hatıra-senaryo niteliğindeki 7 kitabını son 2,5 sene içinde peş peşe okuduktan sonra Veba Geceleri’ne kavuşmak , beni bir okur olarak mutlu etti , bu sürecin 1 senesi de malum salgınla geçti.
VEBA BİR HASTALIK , PEKİ NEDEN GECE ?
Çünkü bu kitap bir bakıma uyumanın ve uyutulmanın kitabı.. Uyutulmak , yani unutmak , yani aldırmamak , yani düşünmemek..
Dünyamız yaklaşık olarak her yüzyılda bir yeniden kuruluyor. En azından 2000’lere kadar böyleydi , bundan sonraki süreçte bu süre teknolojinin etkisiyle daha da kısalabilir. 1453 İstanbul’un fethi , 1789 Fransız İhtilali , 1914 1. Dünya Savaşı , bu dönüm noktası tarihlerden bazıları.
ORHAN PAMUK PANDEMİYİ Mİ KULLANDI ?
Hayır. Peki , hiç mi etkilenmedi ? Evet , etkilendi. 40 senedir yazmayı hayal ettiği , 5 senedir de üzerinde çalıştığı kitabı , son 1 senedeki salgında yer yer gözden geçirerek tamamladı , bunu kendisi de kabul ediyor zaten.
SALGIN , DOĞU AKDENİZ 1901-2021 ?
Kitaptaki iki temel mesele , salgın ve Doğu Akdeniz. Bugün dünyanın konuştuğu meseleler ne ? Elbette küresel düzeyde salgın , bölgesel ama aslında bütün dünyayı da ilgilendiren Doğu Akdeniz.
1901 senesinde hayali Minger adası üzerinden iktidar yapısı , Türk – Yunan gerginliği , milliyetçilik , özgürlük , kadın hakları , muhafazakar-laik ayrımı , kültürel çeşitlilik gibi meseleleri anlatıyor Pamuk. Peki biz bugün de aynı şeyleri konuşmuyor muyuz ? Buna “coğrafya kaderdir” diyebileceğimiz gibi , kalem ya da başka bir deyişle roman sanatı , hakikatin tecellisidir de diyebiliriz.
ABDÜLHAMİT KÖTÜLENİYOR MU ?
Bu fikre katılmıyorum. Bugüne kadar okuduğum hiçbir Pamuk romanında tek taraflı bir kötüleme görmedim. Osmanlı ve tarihten bahsettiği kitaplarında da , Cumhuriyetin kuruluş ve ilk yıllarından bahsettiği romanlarında da , 90’ları anlattığı “Kar” gibi romanlarında da hep bir eleştiriyle beraber özeleştiri , ötekini anlama çabası vardır, tabiri caizse vurulacaksa da iki tarafa birden vurmuştur Pamuk. Bu romanda da Abdülhamit’in iyi ve kötü tarafları , onu böyle olmaya zorlayan “şartlar” , bir hanedanın içine doğmuş olmanın getirdiği kaçınılmaz dertler , yazarın penceresinden aktarılmış. Kimi doğru der kimi yanlış , Abdülhamit zaten hep tartışılmış ve üzerinde ittifak oluşmamış bir padişah.
KADININ YERİ
Binlerce yıldır hak arayışında olan kadınların , bugün bile çektiği sıkıntılar düşünülürse , bundan 120 sene önce çektikleri dertleri elbette kimse inkar edemez. Bu meseleyi de yazar , Pakize Sultan üzerinden anlatır bu romanda. Devrik bir padişahın kızıdır ve Osmanlı tarihinde bir seyahate çıkmasına “izin verilen” ilk saraylı kadındır. Onun bile durumu böyleyken , sıradan bir halk kadınının ne kadar neye hakkı olabilir varın siz düşünün..
Pamuk bu meselenin üzerinde önemle dururken , kitabının kurgusunu da bize Mingerli tarihçi bir kadın üzerinden aktarmayı seçmiştir , bu da tesadüf değildir elbette. Pakize Sultan’ın çocuğunun torunundan dinleriz Minger’in hikayesini ve kitabın son bölümünde de geçmişten günümüze kadar kendi hayatıyla geçmiş arasında bağlantı kurarak aktarır bize yaşadıklarını.
DİN
Romandaki önemli bir mesele de , dinin hayattaki yeriyle ilgili. Kitap boyunca adadaki nüfusun yaklaşık yarısını oluşturan Müslüman halk , salgını ciddiye alma ve karantina kurallarına uyma konusunda “gevşek” , Hristiyan (Rum) halk ise daha anlayışlı ve duyarlıdır. Vay seni gidi din düşmanı Orhan Pamuk !! Hayır. Böyle düşünenler de yanılacaktır.
O devirde adada her yanda hızla artan tekkeler , adeta adayı arka planda yönetmeye kalkmışlardır , ki bu durum bizim 1400 senelik İslam tarihimizde başımıza neler açmıştır, bakınız yakın zamanda FETÖ..
Bu bir dizi şeyhler silsilesi içinde iyi niyetli sadece ibadetine bakanlar olduğu gibi , siyasi hırslara kapılanlar , "biz böyle gördük böyle biliriz" cahilliği içinde olanlar da çoktur. Böylece kitabın temel konusu olan salgın ve karantina sürecinde “dini kullananlar” ölü sayısının artmasına ve büyük kayıplara sebep olmuşlardır.
Burada bir parantez de Rum cemaatine açalım , peki onlar neden bu kadar “medeni” ya da bu mesele medenilikle mi açıklanır ? Veba ismiyle bilinen , başka türevleri de olan hastalıklar yüzyıllarca dünyada özellikle son bin yılda ve özellikle Avrupa’da çok yayıldı ve milyonlarca insan onlarca salgında ölüp gitti. İşte bu dönemlerde bilhassa reform ve rönesans öncesi Avrupa’da bu hastalıklar hurafeler ve cehalet nedeniyle alakasız şeylere bağlandı , yine o devirlerin “dini kullanan” Hristiyan din adamları hastalıklara uydurma gerekçeler ürettiler, şeytanlara bağlamak , kilisenin menfaatlerine göre yorumlar yapmak , hastalığa tutulanlara eziyet etmek gibi nice kötü yola başvurdular. İşte bu geçmiş olumsuz birikimden ders alan Hristiyan halkının son 300-400 senedeki bilime verdiği önem ve aydınlanma nedeniyle , romandaki Rum halkının birkaç kuşaktır atalarından öğrendiği yeni bakış açısıyla bu salgında daha bilimsel ve pozitif olmaya çalıştıklarını düşünüyorum. Bununla ilgili belki ne demek istediğimi biraz daha iyi anlatacak bir film önerebilirim , belki çoğunuz izlemişsinizdir , Bergman’ın Yedinci Mühür isimli efsane filmi.
ÇOCUKLUK
Sezai Karakoç’un bir dizesi vardır , “ İnsanı çözersin , çözersin , çözersin , çocuk çıkar”
Her şey çocukluktan..
Bize kitabı aktaran kadın tarihçi de , yazar Orhan Pamuk da her şeyi eninde sonunda çocukluğa bağlarlar. Kitaptaki bütün karakterler de çocukluktan gelen hayallerinin , dertlerinin , arayışlarının etkisindedir. Salgın nedeniyle en çok acıyı da yine çocuklar çeker.
“Vebanın çocuklar için en korkunç yanı , anne , baba hatta her ikisinin ölümü ve yapayalnız kalmak değildi aslında. Paşa'nın şimdiye kadar hem Müslüman hem de Hristiyan mahallelerinde işittiklerine göre , annelerinin eski , tatlı , şefkatli anneleri olmadığını , ölmekte olan çaresiz , zavallı ve bencil bir hayvana dönüştüğünü gördüklerinde deliriyorlardı çocuklar ! O zaman bazıları bu dünyadan umudu kesiyor , sanki içlerine cin girmiş gibi uzaklara kaçıyorlardı.”
Salgın sırasında da çocukların ayrı bir dünyası oluşur büyüklerden. Bütün ada belirsizlik , hastalık ve ölüm nedeniyle kıvranırken , çocuklar da kendilerince bir araya gelir , içlerine çekilir , kendi acılarını yaşarlar.
Bugün de içinde olduğumuz ve ne zaman normale döneceğimizi bilmediğimiz salgından yine muhtemelen en çok da çocuklar etkileniyor.
ORHAN PAMUK OKUMAK YA DA OKUMAMAK
3 sene öncesine kadar tek kelime okumamıştım yazardan. “İnsan bilmediğinin düşmanıdır”
Henüz okumayanlar için önyargılarını bir kenara bırakıp , bu veya başka bir kitabıyla başlamalarını öneriyorum. Ülkemizin Nobelli tek yazarına bir şans verin. Ayrıca benim de ve pek çoğumuzun da fikirlerine katılmadığımız yerler var yazarın hayatında. Fakat bu okumaya engel olmamalı , hele ki kafasında soru işaretleri olanlar için okumaları daha da önemli. İyi okumalar dilerim.