Sonuyla beni çok fazla hayal kırıklığına uğratan bir eser olduğunu hemen belirtmek istiyorum, bir polisiye romanının sonunu bu kadar çocuksu ve masalsı bir tonla bitirmeyi başaran yazarımız sayın Patrick Süskind ‘i de tebrik edemeden geçemeyeceğim doğrusu, bu kadar gerçeklikten uzak bir son yazmayı nasıl kurgulamış orası çok muamma. Öncelikle ana karakterimiz Grenouille öncesinde de açıkladığım gibi hiperosmi hastası yani “yüksek koku duyarlılığına sahip” tabii ki bizim ana karakterimiz Grenouille hayvanlardan dahi yüksek duyarlı, bir şehirden öteki şehirde ki insanın kokusunu alacak hatta ve hatta karanlıkta dahi burnuyla görecek düzeyde, yolları dahi burnuyla bulmakta buna da “koku pusulası” ismini koymakta, oldukça yetenekli olmasının yanında tek kötü yanı ise artık kendine karşı koyamayarak “insan kokularını avlama isteği” ve beraberinde 25 kadın cinayeti işleyip, kokularınıysa kendinde hapsetmesi. Aslında ana karakterimiz Grenouille yaradılış itibarıyla kokusuz, dolayısıyla da insanların fark bile edemeyeceği kadar yalnız. Ana düşüncemize gelecek olursak Grenouille kendi benliğini ararken aslında kendi sonunu yazmış bir dahi, o masalsı ve gülünecek son ise Grenouille’in ürettiği devasa parfümü üzerine boşaltması sonucu, toplumun ona tapacak kadar çok sevmesi beraberinde onu paramparça ederek yemeleri kısacası toplum birey çatışması diyebiliriz buna da, aslında Grenouille da insanlardan nefret ederek hatta insan kokularının olmadığı, insanların ayak dahi basmadığı dağlarda, mağaralarda hayatının bir bölümünü idame ettirmiş bir karakter, hikayesi paramparça.. Dipnot olarak Netflix’de bir sezonluk dizi olan Perfume isimli bir yapım var, kitapla ilgisi alakası olmayan, tamamen zaman kaybı diyebileceğim bir yapım, merak edip izlememenizi öneririm. *Elmas tıraşsız bırakılır mıydı? İnsan altını boynuna külçe halinde mi takardı?