·368 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Nisan 2021 14:53 Bugüne kadar okuduğum kitaplarda karakterleri kafamda canlandırıp, onları dışardan izliyor hissine kapılırdım fakat bu kitapta farklı olarak sürekli empati kurdum. "Ben olsaydım ne yapardım" diye diye her karakterle beraber -özellikle doktorun karısı- fikirler üretmeye, çıkış yolu aramaya ve hayatta kalmaya çalıştım. Hızlı ama bir o kadar da sinir bozucu geçen olayları barındıran, insanın içini daraltan ve sürekli kötü hadiselerin yaşandığı bu kitabı, sabırsız bir okurun sevmesini bekleyemem ama şunu diyebilirim ki hayatın anlamsızlaştığı çirkef ve çıkarcı dönemde böyle bir kitabı okumak ve kadınların rızıkları için birçok zorluğa göğüs germelerine şahit olmak beni fazlasıyla derinden etkiledi.
Çoğu kitapta gördüğüm gibi bu kitabın içeriğinde dikkatimi çeken ve şaşırmadığım bir husus ise din ve politikanın aynı çizgide ilerlemesini görmek oldu. Kandırmacaların ağır bastığı ve insana sadece sahte umutlar aşılayan zihniyetlerin varlığını ele alması kitabın, "Biz zaten kördük, gördüğü halde görmeyen körler" alıntısıyla çok manidar bir mesaj vermesiyle anlıyoruz.
Edebî olarak baktığımızda kitabın hemen hemen her bölümü bize hayattan dersler sunuyor. Kitapta salgına verilen ismin 'Beyaz Felâket' olması, beyaz rengin her zaman umut anlamına gelmeyeceğini de gözler önüne seriyor.
Son olarak bugünlerde yaşadığımız Covid-19 küresel salgını ile bağdaştırma yaparsak, "Bir salgın hastalık söz konusu olduğunda suçlu yoktur, herkes kurbandır." alıntısıyla incelememe son veriyorum.