·176 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Nisan 2021 18:39 Merhabalar!
Öncelikle size beni sallayıp sallayıp duvara atam bir kitaptan bahsetmeye geldim.
Otomatik Portakal
İlk defa bir baş karaktere bu kadar sinirlendiğimi hatırlıyorum. Kitabın konusundan çok araştırırken yazılma nedeni beni hayret ettirdi.
Anthony Burgess öleceğini zannederken ihtiyaç için Otomatik Portakal'ı yazıyor. Fakat daha sonra yanlış anlama olduğu anlaşıldığında geriye baktığında artık ünlü bir yazar olduğunu fark ediyor.
Kitabın konusuna gelirsek 15 yaşlarında gece herkese korku dehşet saçan bir çetenin başındaki Alex'i okuyoruz. Gerçi o kendisi çetenin başı sanıyor kendisini. Alex ve arkadaşları masum insanları dövüp, eziyet ediyor. Kadınlara tecavüz ediyor hırsızlık yapıyor. Kısacası ne kadar distopik olay varsa hepsinin içinde bulunuyor.
Ve bunların hiçbir amacı yok. Hiçbir sebebi yok.
Kitap üç bölümden oluşuyor.
İlk bölümde Alex'in dünyasının iğrençliğini okuyoruz. Argo kelimeler ve sokak jargonu bol bol var bu bölümde. Alex sayısız insanın canını yakıyor öldürüyor ve tecavüz ediyor. Fakat bunları en güzel şeylermiş gibi anlatıyor.
İkinci bölümde ise bir şekilde Alex'in hapishaneye atılması ve burada yaşadığı olaylardan sonra, cezasının bitmesi karşılığında bir tedavi uygulanacağı ile ilgili karar alınıyor.
Açım söyleyeyim bu kısımda hem irkildim hem biraz daha ayağa dikildim. Alex öyle bir tedavi görüyor ki o eski halinden eser kalmıyor. Tabi dışarı çıkınca da her şeyin değiştiğini en çok da kendisinin değiştiğini fark ediyor.
Kitabın sonunda ise "Ben büyüdüm." Lafını söylüyor bizlere.
Kitabın sonunda çok düşündüm. Herkesle empati yapmaya çalıştım. Alex ile empati yapmak çok zordu. Yaptığı şeylerin amacı sebebi yoktu ve bundan boş yere zevk alıyordu. Onu kitabın sonunda bile affedemedim. Ve yaşadıklarına üzülemedim.
Tedavi ayağına suçlulara ızdırap çektirip halka kazandırdık diyen devlete ise hem hak verdim hem haksız buldum. Kitapta denildiği gibi herkesin bir seçim hakkı vardı. Kendi çıkarları doğrultusunda insanları öylece kullanamazlardı.
Fakat bir yandan da kadınlara tecavüz eden, insanları öldüren insanların, öldürülmesi ya da ömürlerin sonuna kadar hapishanede tıkılı kalmasındansa o çektirdikleri acıları bir bir hissedip, hastalanıp, daha sonra yeniden doğmuş gibi kedi yavrusu gibi hayatlarına yeniden başlamaları cazip geldi.
Fakat kitabın sonunda "Eşeğe altın semer de vursan eşek yine eşek!" Ve "Can çıkar huy çıkmaz !" sözünü Alex'in düşünceleri sayesinde söyledim.
Benim kitaba puanım 10/8
Bazı yerlerde anlatım bazı yerlerde duygu düşünceler biraz yetersiz geldi. Ve sonunda çok farklı bir şey bekliyordum. Ama yine de çok etkilendiğim bir kitaptı.