12 Mart döneminde opera binası ve tersane yangını olayları nedeniyle sabotaj davası sanığı olarak tutuklanan Yaşar Yılmaz'ın hikayesi. O, Adana'dan okumak için İstanbul'a İTÜ'ye gelen yoksul köylü genci. Sözlüsüne Öksüz, anasına Gelin diyen bir Avşar çocuğu. Üniversitedeki eğitimi ve Amerikan 6.filosunun şehre geliş protestolarına katılmış bir sosyalist. Basında bir kaç demeci çıkan bir mühendis. O kadar mı? Bazılarına göre değil, elbet!
1971 darbe sonrası sıkıyönetim, yine her kesimden düşünen insanları toplamış ve olaylar birden kesilmiştir! Kurgu, tutuksuz yargılanan gencin bir gün alınıp bilinmeyen askeri üste yaşadığı işkenceleri kapsar. İnsanlıktan çıkmışların faşizan tutumları ve komünist yaftalamaları. Arada Yaşar'ın geçmişini sorgulaması ve ilk kez getirilirken yolda gördüğü elinde meyve-sebze paketli şişman teyzeyi sayıklaması. İşkencecilerin Çoban Sülü ile Ecevit'e saydırmaları ise ilginç anekdokttu doğrusu. Serinin ilk ikisinde var olan anlatım ve durum kurgu dili, bu kitaptaki işkenceye uğrayan karakterin çökmesi gibi sönük kalmış maalesef.
#burhansönmez 'in 'İstanbul İstanbul' kitabında sonraki yıllarda yapılabilen işkenceleri Decameron kurgusundan okuduysanız eğer; ülkemizde, insan onurunun ayaklar altına alındığı bu suçu belli zamanlarda işlenebildiğini bilirsiniz. Hani şu 'Bir kere çiğnemekten bir şey olmaz' mantığıyla başlanıp günümüzde de (bazen!) askıya alınabilen veya daha demokratik olsun diye değiştirilmeye çalışılan anayasaya da aykırıdır yapılanlar. Burjuvazinin emperyalist heveslerle hakim olduğu dünya konjonktürü böyle devam ettikçe, ideoloji farketmeksizin totaliter iktidarlarla yönetileceğimiz ve faşist baskılara uğrayacağımız ise aşikar. Eseri; ideoloji gözlüklerinizi bir kenara bırakıp, hümanist tarafınızla mümkünse gözlüksüz (nötr) okumaya bakın: Gün gelir umalım ki, başımıza gelmesin.