Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

7/10
·149 syf.··
2024 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Ekim 2024 00:51
Siyasi suçtan içeri girmiş bir gencin hapishanede yaşadığı sıkıntıları anlatan bir roman.. köy çocuğu Yaşar Yılmaz ın çocukluğu gençliği ailesi anlatılmış.
SanıkYılmaz Güney · Can Yayınları · 1989637 okunma
Gözlüksüz (nötr) OkuyunUZ
Puan vermedi·149 syf.··
2021 130. kitabı
12 Mart döneminde opera binası ve tersane yangını olayları nedeniyle sabotaj davası sanığı olarak tutuklanan Yaşar Yılmaz'ın hikayesi. O, Adana'dan okumak için İstanbul'a İTÜ'ye gelen yoksul köylü genci. Sözlüsüne Öksüz, anasına Gelin diyen bir Avşar çocuğu. Üniversitedeki eğitimi ve Amerikan 6.filosunun şehre geliş protestolarına katılmış bir sosyalist. Basında bir kaç demeci çıkan bir mühendis. O kadar mı? Bazılarına göre değil, elbet! 1971 darbe sonrası sıkıyönetim, yine her kesimden düşünen insanları toplamış ve olaylar birden kesilmiştir! Kurgu, tutuksuz yargılanan gencin bir gün alınıp bilinmeyen askeri üste yaşadığı işkenceleri kapsar. İnsanlıktan çıkmışların faşizan tutumları ve komünist yaftalamaları. Arada Yaşar'ın geçmişini sorgulaması ve ilk kez getirilirken yolda gördüğü elinde meyve-sebze paketli şişman teyzeyi sayıklaması. İşkencecilerin Çoban Sülü ile Ecevit'e saydırmaları ise ilginç anekdokttu doğrusu. Serinin ilk ikisinde var olan anlatım ve durum kurgu dili, bu kitaptaki işkenceye uğrayan karakterin çökmesi gibi sönük kalmış maalesef. #burhansönmez 'in 'İstanbul İstanbul' kitabında sonraki yıllarda yapılabilen işkenceleri Decameron kurgusundan okuduysanız eğer; ülkemizde, insan onurunun ayaklar altına alındığı bu suçu belli zamanlarda işlenebildiğini bilirsiniz. Hani şu 'Bir kere çiğnemekten bir şey olmaz' mantığıyla başlanıp günümüzde de (bazen!) askıya alınabilen veya daha demokratik olsun diye değiştirilmeye çalışılan anayasaya da aykırıdır yapılanlar. Burjuvazinin emperyalist heveslerle hakim olduğu dünya konjonktürü böyle devam ettikçe, ideoloji farketmeksizin totaliter iktidarlarla yönetileceğimiz ve faşist baskılara uğrayacağımız ise aşikar. Eseri; ideoloji gözlüklerinizi bir kenara bırakıp, hümanist tarafınızla mümkünse gözlüksüz (nötr)
1000Kitap
SanıkYılmaz Güney · Can Yayınları · 1989637 okunma
Okuduğum ilk roman
Puan vermedi·136 syf.··
Beğendi
·
2021 5. kitabı
Okuduğum ilk romandır kendisi. 13 14 yaşlarımda okumayı sevdiren kitap olmuştu. Nasıl unutabilirim Yaşar Yılmaz 'ı. İlk şiirlerimde de etkilerine rastladığım Sanık kesinlikle okunması gereken kitaplar listesinde olmalı. Ne yazık ki kitaplığımdan alınan kitaplardan. Tekrar edinip okumak istedim SanıkSanık
Edebiyat
SanıkYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017637 okunma
10/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2017 26. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2017 00:00
Selimiye Üçlemesi bitti ama beni de bitirdi, üzdü, sinirlendirdi, huzursuz etti, yüreğe vicdana dokundu. Yılmaz Güney, Hücrem kitabında düşündürdü, sordu soruşturdu, üzdü, yer yer sinirlendirdi çoğunlukla da huzursuz etti. Salpa’da ise bunların seviyesini biraz daha arttırdı ve gümbür gümbür Salpa ile soruşturdu yaşadığımız gerçekleri, “Anlat be Salpa anlat” dedikçe sanki arka fondan “güm güm” diye sesler duyuldu, her bir cümlesi her bir sorusu gümletti sayfaları. Sanık kitabında ise Yaşar Yılmaz ile beraber bizleri çaresiz bıraktı, öyle bir üzüp huzursuz etti ki sinirlenmek istesek bile sinirlenemedik, ne geline ana diyebildik ne de oy anam oy desek de sesimizi duyurabildik. Yazmak istedik ama yazamadık, ne yazacağımızı bilemedik, ne yazabilirdik ki Yaşar, suçun yoktu ki senin. Kitabı okurken yoruldum, Yaşar Yılmaz işkencelere maruz kaldıkça koskoca tarihimizin belki de tarihimizden de büyük koskoca ayıplarını okudukça utandım, kendimi hepimizi suçlu hissettim. Çoban Sülü ve Ecevit suçlu demek, onların suçlarının size atılmasının ayıbı ve Yılmaz Güney’in her huzursuz edici cümlesi ile beraber yıkıma uğrattı beni. Kanlı Pazar, Altıncı Filo olayları neden herkesin üstüne atılır Salpa diye Salpa’ya sormak istedim. Yenildin be Yaşar, faşizme karşı dik duruşuna rağmen yenildin, hâlbuki bu zulmün yenilmesi gerekiyordu ama elbet olacak Yaşar elbet bu da olacak, hücrene, hücrendeki duvara boşuna yazmadılar o yazıları, sakin ol arkadaş sen paniğe kapılma. Zafere kadar savaşacağız ve zulüm mutlaka yenilecektir.
Sinema
SanıkYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017637 okunma
Yılmaz Güney – Sanık / Korku Yaşanmadıkça Yenilmez
Puan vermedi·136 syf.··
Beğendi
·
2021 21. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2021 23:55
Selimiye Üçlemesinin üçüncü ve son kitabı. 1.ve 2.kitaplar arasında ufak da olsa bir bağlantı vardı ama bu kitap diğer ikisindeki karakter ve olaylardan bağımsız bir kitaptır. Üçlemedeki yerini belirleyen şey, aynı yıllarda aynı cezaevinden yazılmış olmasıdır. Kitabın dili gayet akıcı ve fakat işkence sahneleri o kadar ağır ki, okuyucuyu yoruyor. * Kapağın arkasında yazan: “Akşama kadar yazacaksın, Beğenirlerse su, yemek ve cigara verilecek. Komutanım söyledi. Kaç zamandır buradayım, konuşmayan adam görmedim… Akılsızlık etme. Yaz da kurtul.” “Ne yazayım? Bir suçum yok ki benim.” “Ne istiyorlarsa onu yaz. Yazdırırlar çünkü. Dayanamazsın. Yazdırırlar. Kimse dayanamadı çünkü. Ben senin yerinde olsam hemen yazarım. Tek sopa yemeden. Çünkü sonuç değişmez…” Satırlarına gelinceye kadar (sayfa 101) insanın adeta kanı çekiliyor.… * İşkence, bir insanlık suçudur. Sanki işkenceye tutulan senmişsin gibi tepki vereceksin. Kitap, bir bütün olarak kurgu ama anlatılan şeyler bu ülkede ve belirli dönemlerde birçok insanın yaşadığı şeylerle birebir aynı. İşkence, insan onuruna karşı yapılan en büyük aşağılamadır… “Hapislere, hücrelere razıydı artık. Ama işkence yıldırmıştı gözünü.” (sayfa:124) İşkenceyi ve işkencecileri lanetliyorum… * Yaşar Yılmaz… Anasına “Gelin”, nişanlısına “Öksüzüm” diyen bir üniversite son sınıf öğrencisi. Sol görüşlü. Kendini devrimci olarak tanımlayan ve işkence gördüğü günlerde eksikliklerini düşünen, kendine özeleştiri yapan bir devrimci. . “Başka kim arar sorardı Yaşar’ı? Günlerce, aylarca bırakmasalar ya da bir kurşun sıksalar kafasına, atsalar bir kuyuya, kim vardı? Var mıydı arayacak kimsesi? İşçi arkadaşları tutuklandığında ilgilendi mi kendisi? Aklına geldi mi onların çocukları? Aç mı, susuz mu, bir ihtiyaçları var mı bu çocukların, dedi mi?
SanıkYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017637 okunma
9/10
·136 syf.··
2020 36. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2020 19:26
Selimye üçlemesinin son kitabı olan Sanık suçu olmadığı halde kontrgerillalar tarafından günlerce işkenceye maruz kalan Yaşar Yılmaz'ın hikayesini anlatıyor. Yer yer geçmişini hatırlayan Yaşar Yılmaz kendisiyle hesaplaşmaya başlamıştır. Vaktinde Mülazım Ağabeysi ona bir takım şeyler anlatmıştı ama o anlamamıştı. Şimdi ise her işkence gördüğünde Mülazım abisiyle çakışıyordu yolları. Daha önceleri arkadaşları da tutuklanmıştı işkencelere maruz kalmıştı arkadaşları. Sahi ne kadar önemsemişti bunu Yaşar Yılmaz? Tam bu sırada Brecht'in şu sözleri geldi aklıma "Faşizme karşı birleşmeyenler, faşizmin zindanlarında buluşur." Yaşar Yılmaz da artık zindanlardaydı. Nerede olduğunu dahi bilmiyordu artık. Gördüğü işkenceler adını bile unutturmuştu Yaşar Yılmaz'a. Okurken Yaşar Yılmaz'la birlikte karanlıkta kalacak, susuz, aç, sigarasız kalacak, elektirik yiyecek, saatlerce askılarda kalacaksınız.
Edebiyat
SanıkYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017637 okunma
Sanık ve işkence
8/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2021 45. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Eylül 2021 23:39
Selimiye üçlemesinin üçüncü kitabı SANIK…. Aslında tüm kitaplar birbirinden ayrı olarak yazılmış… Devamı niteliğinde olmayan kitapların en çarpıcı olanı galiba son kitap olmuş… Bir dönemin gerçeği olan ve herkesin görmezlikten geldiği her kesime birleri tarafından yapılmış olan İşkence gerçeğini bütün çıplaklığıyla ele alımış. Okurken içinizin titrediğini hissederken bir insana bir suç nasıl hangi şartlarda kabul ettirilir çok iyi anlayacaksınız… Anlatılanlar o kadar gerçekçi ki, Yaşar Yılmaz’ın kim olduğunu ve sonunu merak ettim. Maalesef bir zamanlar Türkiye’nin gerçeğiydi yaşanılanlar ve yazılanlar…Mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum çünkü bu günümüzde de süregelen bir gerçek!
Edebiyat
SanıkYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017637 okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2024 5. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 21 Ocak 2024 16:28
Ve Selimiye Üçlemesinin son kitabı SANIK. Bence üçlemenin en çarpıcı ve etkileyici kitabı. Kesinlikle okumanız gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. Bir dönemin karanlık acımasız yüzüne şahitlik ediyoruz. İşkenceler, iftiralar ve acılar. Üniversite öğrencisi Yaşar Yılmaz’ın içeri alınması ve acımasız işkencelerle işlemediği suçları itirafa zorlanmasına tanıklık ediyoruz. Türkiye’nin bu karanlık utanç döneminde her kesimden insanın bu tür acılara işkencelere maruz kaldığı bir gerçek. Anlatılanlar o kadar gerçekçi ve etkileyici ki okurken o işkencelere ve sorgulara siz de maruz kalıyorsunuz. İyi okumalar, kitapla kalın.
SanıkYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017637 okunma
Sanık
10/10
·136 syf.··
2023 26. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 14 Aralık 2023 22:03
Okurken nefesinizin daraldigina şahit olacaksınız. Ama kitabı elinizden bırakmayacaksıniz. Yaşar Yılmaz, işkencelerin sebebini bilmedigi bir suçtan yargılanan, zorla suça bulastirilmaya çalışan talihsiz bir devrimci genç. Yaşar icerideyken dışarıda vapura binenleri, file torbasında sebzeleri olan teyzeyi, plajdaki insanları düşlerken bana da içeride işkenceye maruz kalan insanları, ülkemin herhangi bir yerinde zor durumda olan, dövülen ezilen zulüm görenleri düşündürdü. O dönemde yaşamış olsaydım. Ve de bu iskenceleri bilseydim. Devrimci olurmuydum diye sorduttu bana. Ve dik duranlara alkış tutturdu. Yaşar' in tek isteği okuyup ailesine, köyüne faydalı olmak istegiydi. Ama günün koşulları gereği bir an devrimci yaptı onu, hem de diğerleri gibi işlemediği suçu yıktılar Yaşar in üzerine. Yilmaz Güney in okuduğum ilk kitabıdır. Cok iyi bir kitap ama bir daha bir Yilmaz Güney kitabi okuayack gücu bulabilirmiyim kendimde orasını bilmiyorum. Cok acı, üzücü, kahredeci... Verdikleri savaşta hayatını yitiren tüm devrimcilerin ruhları şad olsun.
Edebiyat
SanıkYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017637 okunma
7/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2019 4. kitabı
YORUM Roman da, üniversite son sınıf öğrencisi Yaşar Yılmaz'ın hapse atılması,hücrelerde işkence edilip itirafa zorlanması konu ediliyor. Yaşar Yılmaz,dal usulü asılır,falakaya yatırılır,elektrik verilir, küfür ve hakaretlere uğrar ve daha türlü türlü işkence yöntemleriyle yıldırılmaya çalışılır.Amaçları,sordukları sorulara kendi istedikleri cevapları vermesidir Yaşar Yılmaz'ın.O kadar dayak ve işkenceye rağmen yalan söylemez Yaşar.Kendisine isnat edilen suçların hiçbirini kabul etmez.Önüne konan kağıt kalemle, sadece doğru bildiklerini yazar Yaşar.Sendikaya gittiğini, sordukları insanları orada gördüğünü fakat onlarla hiçbir alış verişinin olmadığını yazar yani.Ama nafile.İnanmazlar ona.Onlara göre bir komünist görüldüğü yerde ezilmelidir zira.Tıpkı bir tahta kurusu gibi. Sade ve güzel bir dille yazılmış roman.Yer yer gözlerim dolmadı değil. Yaşar'ı romandan bağımsız olarak düşünürsek, bu ülke de nice gerçek Yaşar'lar olduğunu anlamamız uzun sürmeyecektir sanırım.Ve son olarak, diyorum ki Yaşar'ları yaşayamaz hale getirenler utansın.
Edebiyat
SanıkYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017637 okunma

Yazar Hakkında

Yılmaz GüneyYazar · 30 kitap
Babası Siverekli Zaza, annesi ise Vartolu bir Kürt olan Yılmaz Güney, özellikle Çirkin Kral dönemi sonrasında çektiği ve önemli bir sinemacı olarak kabul edilmesini sağlayan Cannes ödüllü Yol, Sürü, Umutsuzlar gibi filmleriyle tanınır. Yılmaz Güney'in gerçek adı Yılmaz Pütün'dür. Kendi ifadesine göre Pütün kırılması zor sert meyve çekirdeği demektir. 1937 yılında, köylü bir ailenin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Babası Siverek Desman Köyü'nden olup Annesi Muş'un Varto ilçesindendir. Kendisi Adana'da büyümüş ve Adana birçok filmine konu olmuştur. Adana'da bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere İstanbul'a gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bu süreçte bir yandan da hikâyeler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmaz'ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı. Yılmaz Güney, 1959 yılında Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı "Bu Vatanın Çocukları" ve "Alageyik" isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hem de filmlerde rol alır ve oynar. "Karacaoğlan'ın Karasevdası"nda da yönetmen yardımcılığı yapar. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkûm olur. İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çeker. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir "Anadolu çocuğunun" otoriteye başkaldırısı vardır. Bu dönemde Çirkin Kral lakabını alır. Bu dönemdeki en önemli filmi Lütfü Akad'ın yönettiği ve kendisinin yazdığı "Hudutların Kanunu"dur. Bu dönem boyunca oyunculuğunu geliştiren Yılmaz Güney, abartısız ve yalın oyunculuk anlayışı bu dönemde artık oturtmuştur. Yılmaz Güney, 1971 yılında Efraim Elrom'un öldürülmesinden sorumlu olan başta Mahir Çayan olmak üzere diğer Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi üyelerini sakladığı gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkûm edildi. Yılmaz Güney içeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır. 1974'te cezaevinden çıktı. İki yıldan fazla cezaevinde kalan Yılmaz Güney aynı yıl "Arkadaş" filmini çekti. Yine aynı yıl "Endişe" adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim'de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976'da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevinden yurtdışına firar etti. Yılmaz Güney'in hapisten kaçışı da filmlerini anımsatmıştır. Hapse girmeden önce çekmiş olduğu "Şeytanın Oğlu" filminde: bir günlük bayram izininde dışarı çıkan ve kayıplara karışan bir adamın hikâyesini anlatmıştır. Filmine benzer bir yaşantı tecrübe etmiştir. Bir günlük izin ile hapisten çıkan Güney, Antalya'nın Kaş ilçesinden Yunanistan'a bağlı Meis adasına, oradan da İsviçre'ye kaçmıştır. Daha sonra Fransa'ya geçer ve yaşamının geri kalanını orada geçirir. Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde senaryolarını yazdığı ve Zeki Ökten tarafından çekilen "Sürü" ile yurt dışında ve yurt içinde büyük ilgi gören ve Şerif Gören tarafından çekilen "Yol" filmleri büyük ses getirdi. Cezaevindeyken GÜNEY adlı bir sanat-kültür dergisi çıkardı. Yol'un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivali'nde ödül aldı. Yurt dışına kaçtıktan sonra Fransa'da "Duvar" filmini çekti. Güney'in, 1976 yılında Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde tanıklık ettiği, çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyanın sinemaya aktarıldığı "Duvar" onun son filmi olmuştur. Son yıllarını Paris'te geçiren Güney, mide kanseri nedeniyle 9 Eylül 1984'te yaşamını yitirdi ve Paris'te toprağa verildi.