"Ölsem bile çalışmaktan, ne olursa olsun yapacağım. Başka çarem yok. Demek ben artık işçi oluyorum. Gerçek bir işçi hayatı yaşayacağım. Istihsale gücümle katılacağım."
"Geri gelmeyecek günlerin, yaşanmayacak mutlulukların bekçisi olup çıkmıştım. İşin en kötüsü de özlediğim ve nefret ettiğim ne kadar şey varsa, hepsi geçmişimin tozlu sıralarına kurulmuş, beynimin başköşesine oturmuştu. Hem geçmişe dönmek hem de arkama bile bakmadan oradan uzaklaşmak stiyordum. Bu yüzden, beynimin içindeki zaman ilerlemi- yor, bozuk bir saat gibi olduğu yerde duruyordu sanki. Şimdi bir bankın üzerinde oturmuş, koca bir hayatı sorgulamaya kalkıyordum. Üstelik bunun hiç kimseye bir fayda sağlama- yacağını bile bile. Sonuç ortadaydı, annemle benim böyle anlarımız hiç olmamıştı. Annemle fazladan geçireceğim bir dakikanın bile önünde, hayatta kalmak gibi çetin bir engel bulunuyordu ve biz bu engeli hiçbir zaman aşmayı başaramamıştık. Mesela hayatı boyunca bana hiç masal anlatma- nuştı. Gerçi annemin bir masal bilip bilmediğinden de emin değilim; ama bilseydi kesin anlatırdı diye düşünüyorum. Doğduğu günden öldüğü güne kadar, hayatın zorluklarına maruz kalmış olan gözleri, ne zaman bakılsa yorgun görü sürdü. Onu tarif edecek en doğru kelime "yorgun" olurdu sanırım. Masal bizim semtimizin yabancısı, hayat ise gerçeğiydi. Bu yuzden gerçekler hep bir adım öndeydi. Hayatta kalmak için, on dört yıl boyunca insanların pisliğini temizledi. Ama insanıları bırakıp gittiği gün, bütün pislikler evler- den taşıp sokaklara, caddelere, insanların ruhlarına, kısacası bun pisliğiyle bu küreye vyayıldı. Ölümüyle birlikte bütün güzel şeyleri de beraberinde götürmüştü. Yine de bu acıma hayata hep gülerek yaklaşmış ve hiçbir zaman inancını yitirmemişti. Bu, hayattan intikam almanın, gördüğüm era güzel yoluydu. Tıpkı biraz ilerimde annesiyle oynayan o çocuk gibi annemin işini bir adım öteye götürdüğüm için ken dimi çok mutlu hissediyordum."
Süllü Veli Arpaç