Selimiye Üçlemesi 1

Hücrem

Yılmaz Güney
Tahmini Okuma Süresi:
3 sa. 9 dk.
Sayfa Sayısı:
111
Basım Tarihi:
Mart 2017
İlk Yayın Tarihi:
2008
Yayınevi:
İthaki Yayınları
ISBN:
9786053756507
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Kapalı kutudaki nefesleri duyumsamak
8/10
·111 syf.··
Beğendi
·
2021 128. kitabı
Yılmaz Güney'in 1972 ile 1974 arası Selimiye cezaevi deneyimlerinden yazdığı üçlemenin ilki Hücrem. Aktör, senarist, yönetmen Güney; yaptığı gerçekçi filmlerin yanında yazarlığıyla da realist ve
1000Kitap
HücremYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017511 okunma
9/10
·111 syf.··
2017 20. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2017 14:02
Çirkin Kral Yılmaz Güney, gerçek adıyla da Yılmaz Pütün. Kimine göre büyük bir sinema adamı, kimine göre iyi bir gözlemci, kimine göre komünist, kimine göre gerçek bir devrimci, kimine göre katil,
Sinema
HücremYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017511 okunma
Yılmaz Güney – Hücrem
Puan vermedi·111 syf.··
2021 19. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2021 22:38
Kitap üç bölümden oluşuyor. 1.bölümde sosyalist bir bakış açısıyla sanatsal anlayışı, 2.bölümde “Çocukluk Günleri” ve 3.bölümde “Çırak” adıyla çocukluğundan kalan izleri yansıttığı öyküler
HücremYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017511 okunma
10/10
·111 syf.·
2021 72. kitabı
Bu bir kitap incelemesi olmayıp Yılmaz Güney’in bizler tarafından nasıl hissedildiği yönünde kısa bir anlatıdır. İlkokulumuzun duvarlarında, kapılarında, tuvaletlerinin içinde Yılmaz Güney’in sözleri yazılı olurdu. Hani şarkıda geçen: “Arka Mahalle” tanımı var ya bizler o arka mahallerinin çocuklarıydık. Güney’in kitaplarında, filmlerinde ele aldığı kesim kurmaca bir dünya değil bizlerdik. Bizleri anlatırdı Yılmaz abi. Bizlerin çilesini, itilmişliğini, ezilmişliğini, hor görülmüşlüğünü anlatırdı her defasında. Uyuşturucuya düşenlerimiz oldu hem de azımsanamayacak kadar sayıda. Mahpusla tanışanlarımız oldu hem de azımsanamayacak sayıda. Kavgada ölenimiz oldu can dediğimiz kadar sayıda. Ve içimizde her şeye rağmen her şeyden uzak duranlarımız oldu. Ömür elbette bir gün tükenecekse bir kavga için tükenecek diyenlerimiz... İnsan onurunu düşünenlerimiz... Kısa çöpün hakkını uzun çöpten gözetenlerimiz... Doğduğum şehir, doğduğum mahalle, büyüdüğüm sokak bana yumruklarımı kullanmayı öğretmiş olabilir ama Yılmaz abi bana kafamı kullanmayı öğretti. Eğer bugün ben uyuşturucu batağında değilsem, bir kez bile düşmediysem mahpus damına, bir kavgada ölmediysem henüz, bu Yılmaz Güney’in ve onun gibi bana kafamı kullanmamı ve attığım her adımda yüreğimi ortaya koymam gerektiğini vurgulayanların sayesindedir. Uğur Mumcu’nun, Gaffar Okkan’ın, Eşref Bitlis’in, Aziz Nesin’in, Gün Sazak’ın, Recep Yazıcıoğlu’nun, Müslüm Gürses’in, Cem Karaca’nın, Barış Manço’nun, Neşet Ertaş’ın sayesindedir.
Edebiyat
HücremYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017511 okunma
Dönüşüm
10/10
·111 syf.··
2020 34. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 11 Şubat 2020 18:19
Selimye üçlemesinin ilk kitabı olan Hücrem iki bölümden oluşuyor. İlk bölümü Yılmaz Güney'in 72-74 yılları arasındaki Selimye cezaevindeki gözlemlerinden oluşmaktadır. Kesinlikle cezaevi anı kitabı gözüyle bakılmamalıdır bu bölüme. Sinemadaki başarısını edebiyatta da gösteren Güney fikirleri doğrultusunda neler yapılması gerektiğini cezaevinde daha iyi anlamıştır. Cezaevi Güney için bir tür iç hesaplaşmadır. İlk günlerinde geçmişte yapmış olduğu hataları göz önüne getiren Güney büyük pişmanlıklarını dile getirmiştir. "Cezaevi günlerim benim için yeniden doğuş olmuştur." diyerek cezaevinde bambaşka bir Yılmaz Güney olduğunu da belirtmiştir. İdeolojisi ile ters bir hayat yaşayan Güney alkolün ve kumarın yanlış bir şey olduğu saptamıştır. "Hapishane de savaş sürecinin bir parçasıdır" diyen Güney cezaevi yıllarını olumlu yıllara dönüştürebilmiştir. Zannımca da cezaevi üretimin yapıldığı en büyük alanlardan biridir. İlk bölümde Yılmaz Güney ile birlikte hapishaneye girecek, parmaklıkları karşınızda hissedecek, onunla beraber volta atacak, rutubet kokusunu içinize çekeceksiniz. Kitabın ikinci bölümü de bizeleri iki küçük öykü karşılıyor. Her iki hikayede de bir çocuğun gelişimi ve yaşayışı konu ediniyor. İkinci öyküsünde adı geçen Mehmet Sapla Güneyin Selimye Üçlemesindeki Salpa'nın müjdesini veriyor. Yılmaz GüneyYılmaz Güney HücremHücrem
Edebiyat
HücremYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017511 okunma
Çocukluk
6/10
·111 syf.··
Beğendi
·
2021 39. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 16 Ağustos 2021 10:34
Selimiye üçlemesinin ilk kitabı olan “ Hücrem” 3 ana başlıktan oluşmaktadır. İlk kısımda Yılmaz Güney cezaevindeki anılarına ait kısa bilgiler sunarken ikinci kısımda çocukluk günlerim adı altında çocukluğunu yaşayamamış bir çocuğun hikayesinden bahsederken üçüncü kısımda çırak adı altında yine çocukluğunu yaşayamamış çalışmak zorunda kalan bir çocuğun hikayesi yer almakta. İlk kısımda Özgür Türkiye hayalinin nasıl gerçekleştirilmesi gerektiğinden söz etmektedir. Hikayelerde bulunan çocuklar ise aslında bizim hayatımızda var olan bir çocukluk yaşantısını sunmaktadır.
Edebiyat
HücremYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017511 okunma
Puan vermedi·111 syf.··
2024 3. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2024 20:07
Selimiye üçlemesinin ilki olan Hücrem Yılmaz Güney’i daha yakından tanımanız için bir başlangıç kitabı. Kitabın ilk bölümü Selimiye hapishanesindeki anılarından ve iç dünyasındaki hesaplaşmadan, kendini bulma çabalarından oluşuyor. Kitabın diğer iki bölümünde iki küçük hikaye okuyorsunuz. İki hikayede de bizi bir çocuk karşılıyor. O çocuklar, çocukluğunu yaşayamamış o yaşlarda çalışmak zorunda kalmış ülkemizin acı gerçeği çocukların hikayesi. İyi okumalar, kitapla kalın.
HücremYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017511 okunma
Puan vermedi·111 syf.··
2020 71. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 03 Ekim 2020 01:34
‘Şuna inanıyordum o günlerde. Emperyalizm, bir ülkeyi sömürmek için, en etkili yöntem ve araçlarla, o ülke insanlarının beynini, günlük ilişkileri içine girerek, sömürmeye uygun hale getirecektir. Daha da bağımlı olacaktır insanlar farkında olmadan.’ Selimiye üçlemesinin ilk kitabı ‘Hücrem’. Roman türünde yazılmış olsa da ilk kısımlar anı havasındaydı. Selimiye Mektupları’ndan, yaşadıklarından söz edildi. Sonra çocukluğu ile devam etti ve güzel bir sonla bitti. Bu kez farklı bir Yılmaz Güney kitabı okuduğumu düşünüyorum. İkinci ve üçüncü kitapların tarzını çok merak ediyorum. Haklıdan, haksızlıktan, bolca adaletten bahsetti ve ben Yılmaz Güney’in bu tavrına hayranım. Fakat hala en sevdiğim kitabı hem okuduğum ilk kitabı olan, hem de ilk yazdığı kitap olan ‘Boynu Bükük Öldüler’ isimli kitabı. Tanışmadıysanız mutlaka ilk kitabı ile tanışın derim çünkü onda demişti ki ‘bir sanatçının ilk kitabı, yaşadıklarından izler taşır.’ Ben Yılmaz Güney okumayı çok sevdim. Onun hayatını tanımaya başladığım için mutluyum. İyi ki var olmuş. ‘Bir sanatçı, yaşadığı olayların, yaşadığı çağın tanığıdır.’ Keyifli okumalar :)
Edebiyat
HücremYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017511 okunma
Puan vermedi·111 syf.··
2021 7. kitabı
·
45 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2021 01:11
Yılmaz Güney gibi bir sinema devi kendi kaleminden tanımak ayrıcalığına eriştim. çok keyif alarak okuyorum ve tavsiye ediyorum. ‘ İnsan yaşadığı her andan bir şeyler taşır hayatında. İnsan hangi maddi faaliyet ilişkileri içindeyse ona göre biçim alır.’
Roman
HücremYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017511 okunma
Puan vermedi·111 syf.··
2018 17. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2018 14:58
Yılmaz Güney gibi bir sinema devi kendi kaleminden tanımak ayrıcalığına eriştim. Aynı düşünmesek bile çok keyif alarak okudum ve tavsiye ediyorum. ‘ İnsan yaşadığı her andan bir şeyler taşır hayatında. İnsan hangi maddi faaliyet ilişkileri içindeyse ona göre biçim alır.’
Sinema
HücremYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017511 okunma

Yazar Hakkında

Yılmaz GüneyYazar · 30 kitap
Babası Siverekli Zaza, annesi ise Vartolu bir Kürt olan Yılmaz Güney, özellikle Çirkin Kral dönemi sonrasında çektiği ve önemli bir sinemacı olarak kabul edilmesini sağlayan Cannes ödüllü Yol, Sürü, Umutsuzlar gibi filmleriyle tanınır. Yılmaz Güney'in gerçek adı Yılmaz Pütün'dür. Kendi ifadesine göre Pütün kırılması zor sert meyve çekirdeği demektir. 1937 yılında, köylü bir ailenin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Babası Siverek Desman Köyü'nden olup Annesi Muş'un Varto ilçesindendir. Kendisi Adana'da büyümüş ve Adana birçok filmine konu olmuştur. Adana'da bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere İstanbul'a gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bu süreçte bir yandan da hikâyeler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmaz'ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı. Yılmaz Güney, 1959 yılında Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı "Bu Vatanın Çocukları" ve "Alageyik" isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hem de filmlerde rol alır ve oynar. "Karacaoğlan'ın Karasevdası"nda da yönetmen yardımcılığı yapar. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkûm olur. İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çeker. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir "Anadolu çocuğunun" otoriteye başkaldırısı vardır. Bu dönemde Çirkin Kral lakabını alır. Bu dönemdeki en önemli filmi Lütfü Akad'ın yönettiği ve kendisinin yazdığı "Hudutların Kanunu"dur. Bu dönem boyunca oyunculuğunu geliştiren Yılmaz Güney, abartısız ve yalın oyunculuk anlayışı bu dönemde artık oturtmuştur. Yılmaz Güney, 1971 yılında Efraim Elrom'un öldürülmesinden sorumlu olan başta Mahir Çayan olmak üzere diğer Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi üyelerini sakladığı gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkûm edildi. Yılmaz Güney içeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır. 1974'te cezaevinden çıktı. İki yıldan fazla cezaevinde kalan Yılmaz Güney aynı yıl "Arkadaş" filmini çekti. Yine aynı yıl "Endişe" adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim'de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976'da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevinden yurtdışına firar etti. Yılmaz Güney'in hapisten kaçışı da filmlerini anımsatmıştır. Hapse girmeden önce çekmiş olduğu "Şeytanın Oğlu" filminde: bir günlük bayram izininde dışarı çıkan ve kayıplara karışan bir adamın hikâyesini anlatmıştır. Filmine benzer bir yaşantı tecrübe etmiştir. Bir günlük izin ile hapisten çıkan Güney, Antalya'nın Kaş ilçesinden Yunanistan'a bağlı Meis adasına, oradan da İsviçre'ye kaçmıştır. Daha sonra Fransa'ya geçer ve yaşamının geri kalanını orada geçirir. Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde senaryolarını yazdığı ve Zeki Ökten tarafından çekilen "Sürü" ile yurt dışında ve yurt içinde büyük ilgi gören ve Şerif Gören tarafından çekilen "Yol" filmleri büyük ses getirdi. Cezaevindeyken GÜNEY adlı bir sanat-kültür dergisi çıkardı. Yol'un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivali'nde ödül aldı. Yurt dışına kaçtıktan sonra Fransa'da "Duvar" filmini çekti. Güney'in, 1976 yılında Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde tanıklık ettiği, çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyanın sinemaya aktarıldığı "Duvar" onun son filmi olmuştur. Son yıllarını Paris'te geçiren Güney, mide kanseri nedeniyle 9 Eylül 1984'te yaşamını yitirdi ve Paris'te toprağa verildi.