Salpa (Selimiye Üçlemesi 2)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.284
Gösterim
Adı:
Salpa
Alt başlık:
Selimiye Üçlemesi 2
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053756514
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Yılmaz Güney’in Selimiye Üçlemesi’nin ikinci kitabı Salpa, Hücrem’in son satırında tanıştığımız Mehmet Salpa’nın Konya’dan İstanbul’a uzanan bir süreçte, sert yaşam koşulları içerisinde bilinçlenmesinin öyküsü.

“Kimdir bu vapur, otobüs, tren, uçak seferlerini, onların yolcularını ayarlayanlar? Kimdir radyolarda falan saat reklamlar, yurttan sesler, filan saat Henry Mancini orkestrası diyen? Kimdir yüz beş liralık ayakkabıyı iki yüz doksana, dört yüz kırk liralık ceketi altı yüz on liraya fırlatan?

İnsanları geleneksel bir telaş ve yetmezlik içinde oradan oraya koşturan, Afrika’ya beyaz kadın kaçıran, namlulara mermi süren, acımasız tetik çektiren, öğrencileri kırdıran, ezen, çocukları ağlatan kim?”
Selimiye Üçlemesi’nin ilk kitabı Hücrem’in son satırında ismini öğrendiğimiz Memet Salpa’nın, çocukluğunu, büyümesini, İstanbul’a gelişini ve İstanbul’da yaşadığı zorlukları, sorularını ve bulduğu cevapları okuyoruz. Yılmaz Güney bu kitapta Hücrem’de üzdüğünden daha fazla, huzursuz ettiğinden daha fazla etki ediyor. Kitap boyunca depresyona girme ihtimali bir hayli yüksek. Kitap kısa ama derin, edebi değeri ise yüksek cümlelerle donatılmış.

Salpa, Yılmaz Güney'in de dediği gibi kendine yansıyan savaşın en amansızını kendi içinde verecekti. Yeni ile eski, değişenle değişmeyen, gelişenle direnen arasında olan savaşı. İki tarafın da kaybettiği değil mağlup ve galip tarafın olduğu bir savaş. Salpa’nın kendi kendisine yaptığı cunta da diyebiliriz. Salpa, sen savaşın, bireysel küçük bir alanısın, senin savaşının ne olduğunu bilmen lazım, senin savaşın reform mu yoksa devrim mi Salpa? Ben karar veremedim senin savaşına.

Salpa ile kitap boyunca konuşuyoruz ve Yılmaz Güney vasıtası ile ona sorular soruyoruz. Konuş be Salpa konuş, anlat içindekileri, yüz iki sayfa yetmez senin içindekilere, daha çok sorgula sen, daha çok soru sorulsun sana, daha çok konuş sen. Görebildiğin, duyabildiğin her şey seni etkiler mi Salpa? Gördüklerin, duydukların hatta düşündüklerin bilinçaltında birikir mi? Farkındasın Salpa sen, bizler de farkındayız, boşa korkmuyorsun sen hatta kimse boşa korkmuyor ama doğru mu yapıyoruz Salpa? Her gün ayrı bir sorundur. Korku olması mı lazımdır yoksa korkuyu yenip içimizde hep cesaret mi olmalıdır Salpa? Ne de güzel anlattı sana Hamal Ismayıl korkuyu ve cesareti. Keşke daha çok konuşsaydı Hamal Ismayıl değil mi Salpa? Ben de senin gibi şaşırdım bir hamaldan nasıl olur da böyle güzel sözler çıkar diye, yoksa önyargılı mı davranmıştım ben de? Hakkımızı aramak bu kadar zor mu Salpa, burada anayasa da yoktur, babayasa da yoktur, sadece “sopayasa” vardır diyen polise bir iki çift laf etmek gerekmez mi Salpa? O polisin yaptıklarına karşı hak aramak gerekmez mi Salpa? Anayasa içinden madde on dört, madde otuz bir, hatta madde altmış ikiyi okuduktan sonra bir şeyler yapmak, hakkımızı aramak neden bu kadar zor ki Salpa? Neden bunları yapmaktan bu kadar korkarız? Kim korkutur? Neden korkutur? Niçin korkutur? Küçükken cinden, periden, öcüden, hortlaktan, sana şeker verilirse sakın alma denilen adamdan, çocuk kaçıran çingeneden olan korkularımız biz büyüyünce devlet işleri, memur, zabıta, bekçi, inzibat, polis ve asker mi oldu Salpa? Korku olması gereken bir his ama bizim bunlardan korkmamız gerekiyor mu gerçekten Salpa, neden bunlar korku unsuru hiç düşündük mü acaba? Sorulacak çok soru var Salpa ama o sorulara sen, Kıvırcık ve Hamal Ismayıl cevap verir mi, cevap verirse ne olur hiç bilmiyorum Salpa.

Neler yapacaksın Salpa yeni kitapta çok merak ediyorum, Kadir ile nerelere gideceksin acaba? Kitabın adı da Sanık’mış be Salpa ve bu isim beni korkuttu. Korkmam gerekir mi bilmiyorum Salpa? İlk kadını neden orada tanıdın Salpa, kimsin sen, nesin sen? Vatizdiz? Soyadın gibi gevşek, iş bilmez tembel biri misin?

Ah be Salpa çok çektin, çok üzdün ve huzursuz ettin. Yılmaz Güney belki benim kadar soru sormamıştır sana ama merak ettirdin be Salpa. Hidrojen atomunda nötron yoktur be Salpa.

https://www.youtube.com/watch?v=1lwejdOrlro
Kitapı yedi sene önce okuduğum , Sistemlerin yapmış olduğu zülümlere değiniyor.

Kitap da bende iz birakan söz : Polisin tutuklaya şunu söylemesi `` Burda ALLah yok peygamber izin de `` sözü olmuştu :

Polisler bu sözü önce istanbul sirkeci karakoluna yazdı. Daha sonra gayretepe polis karakolunda yer edinmeye başladı .

Şimdi sana, korkma, yiğit ol diyemem yeğenim. Kork. Hemi de üzülmeden, sıkılmadan kork. Bir gün, cesaret sana mutlaka gerekse, mutlaka cesur olacaksın. İşte sahici cesaret odur ve bize gerekli olan da budur. Anlıyor musun? Korku birike birike cesaret olur yeğenim. Acılar birikir sevinç olur.. kitap bu satırlar çok şey anlatıyor.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.277 Oy)19.038 beğeni43.286 okunma3.012 alıntı182.649 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (7.879 Oy)8.835 beğeni26.289 okunma2.645 alıntı114.497 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.458 Oy)7.862 beğeni21.340 okunma3.977 alıntı129.092 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.439 Oy)8.016 beğeni22.737 okunma816 alıntı89.556 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.534 Oy)8.818 beğeni28.650 okunma840 alıntı139.415 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.647 Oy)5.752 beğeni19.624 okunma830 alıntı100.967 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.261 Oy)9.229 beğeni25.556 okunma1.790 alıntı118.452 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.697 Oy)13.395 beğeni34.471 okunma3.379 alıntı145.812 gösterim
  • Sefiller
    9.1/10 (4.309 Oy)5.090 beğeni16.958 okunma3.511 alıntı109.196 gösterim
  • İnce Memed 1
    9.4/10 (1.763 Oy)1.741 beğeni4.771 okunma570 alıntı23.964 gösterim
defalarca geriye dönüp tekrar tekrar okutuyor. Çünkü bir yerdeyken bir anda bambaşka bir yerde buluyorsunuz kendinizi. buraya nasıl geldim diye tekrar başa dönüyorsunuz. müthiş bir dil...
Yine bir Türkiye gerçeği... 1970 sonrası büyük şehirlere büyük umutlarla göç eden insanların hikayesi... Başarılı bir şekilde, Yılmaz Güney ustalığıyla gözler önüne seriliyor.
İyi bir senaristin aynı zamanda iyi bir yazar olması gerektiğinin kanıtı bu kitap Öykü karakteri Mehmet Salpa'nın başından geçenleri bir çırpıda okuyabilirsiniz. kitabı kapattığınızda her ne kadar içiniz buruk olsa da her ne kadar kızgın olsanız da kesinlikle okuduğunuz için pişman olmayacağınız ve keşke biraz daha uzatsaydı da sinemasını çekseydi diyeceğiniz bir kitap.
Annemden bana miras kalmış bir kitaptır Salpa. Bozkır’dan İstanbul’a büyük umutlarla gelmiş iki arkadaşın, Salpa ve Kıvırcık, hayata tutunma serüvenini konu edinir kitap. Anadolu’nun saf âdetlerini barındıran bu bünyeler masumluklarından ötürü her türlü işkenceyi yaşarlar ve çıkış yolu olarak önlerine Sosyalizm çıkar O dönemin yani 70‘lerin Türkiye’sini anlamak için mükemmel bir eser mutlaka okunmalı.
İnsanları geleneksel bir telaş ve yetmezlik içinde oradan oraya koşturan, Afrika'ya beyaz kadın kaçıran, namlulara mermi süren, acımasız tetik çektiren, öğrencileri kırdıran, ezen, çocukları ağlatan kim?
Dayanılmaz acılar saçan kim?
Kimdir sardunyayı, yasemini ve hanımelini sevmeyen?
Kimdir gül fidanlarını kıran, akşamsefalarını solduran?
Kimdir bu düşünceleri bilince çıkartan?.. Kim? Ne?
İşte Salpa'yı çaresiz kılan, bir lokma ekmeği rahat yedirtmeyen, bir yudum suyu rahat içirtmeyen; uykularını kaçırtan... Kendine saygısını yitirten... Kim? Ne? Niye? Nasıl? Kim için?.. Kimler için?.. soruları...
Yılmaz Güney
Sayfa 9 - İthaki Yayınları
Insanların isteklerine, niyetlerine bağlı değildi iyilik kötülük kavramı. Iyilik yaptığını sandığımız bir adama belki de yaptığımız özünde kötülüktür.
Binlerce, yüz binlerce, milyonlarca insan masa başlarında milyonlarca saat harcayarak, halkın cebindeki her bir kuruşu kapmak için yarışıyor... En çarpıcı rengi, en aldatıcıyı, en etkiliyi bulan kazanacak...
Yılmaz Güney
Sayfa 13 - İthaki Yayınevi
Önyargılardan kurtulmalıydı. Çünkü onlar, önyargılar, kalıplaşmış düşünce yapısının, değişimi istemeyen güçlerin kapı köpekleriydi, bekçileriydi. Yeni bir olgunun, bir görüşün, tartışma masasına yatırılmadan cezalandırılması, önemsenmemesi için tepkiler gösterirdi... Önyargılar, gelişmenin en büyük engellerinden biriydi. Onu yıkmalıydı, aşmalıydı...
Yılmaz Güney
Sayfa 10 - İthaki Yayınevi
"Bak arkadaş," dedi. "Ya bu deveyi güdeceğiz, ya bu diyardan gideceğiz. Şimdi sen ne satıyorsun?"
"Leblebi, çekirdek."
"Ne sattığını bilmezlerse, kime ne satacaksın? Şimdi in kıyıya, aşağıya. Gücün yettiğince bağır. Yüz kere leblebi, yüz kere çekirdek, yüz kere de fıstık diyeceksin. Utanmak sıkılmak yok. Gırtlağın yırtılırcasına bağıracaksın denize doğru. Ben sayacağım. Sen bağır, in şimdi."
"Tamam, bağırırım," dedi Salpa. "Gidelim, dolaşırken bağırırım."
"Burda, önce burda bağır."
"Ayıp olur, gelen geçenlere ayıp olur. Gidelim, dolaşırken bağırırım."
"Geçenlerden bize ne, niye ayıp olsun onlara? Onlar kim? Biz aç sefil gezerken, ayağımıza peşkir sarılı gezerken onlar niye utanmadılar, niye yüzleri kızarmadı, niye ayıp oluyor demediler! Dünyanın bir ucundan bir ucuna yayan yürürken niye biri durup da almadı bizi! Bize ne onlardan! Kimseden utanacak çekinecek bir durumumuz yok bizim. Kimseye verilecek hesabımız da yok. Haydi uzatma, atla aşağıya. Utanacak varsa biz değiliz, onlar utansın. Yalnız kendi canlarını düşünenler utansın. Haydi, atla aşağıya."
Yılmaz Güney
Sayfa 65 - İthaki Yayınları
Don lastiği için ayırdığın parayla bilmem ne birası içirecekler sana... Tutsak edecekler seni. Yutacaklar; cebindeki son kuruşa dek... Tüketecekler... İliğini sömürecekler... Ananı belleyecekler... İçimize özlemler, istekler ekecekler, günün birinde biçmek için... Özenti ağaçları dikecekler içimize, tuzaklar kuracaklar... İçimize yerleştirilen hareket ettirici, seçici, karar verici motorun komutası elimizde değildir artık. Özgür isteminle yaptığını sandığın şeylerde bile özgür değilsin artık... Bakkaldan sabun isteyeceksin, "Ne sabunu, hangi sabun, nasıl sabun?" diyecekler... O an, açık hiçbir baskı söz konusu değilken, kafana çakılan bir sabun elini uzatacak... Beni... Ananın dini...
Yılmaz Güney
Sayfa 14 - İthaki Yayınları
“Bilmiyor mu devletin memuru, polisi bu kitabı? Okumamış mı? Burada anayasa, babayasa yok derken neye güveniyor? Var bir güvendiği. Bir güvendiği olmasa dövebilir mi seni, ağzına bok gibi balgam tükürebilir mi? Kime güveniyorlar?"
Elleri titriyordu.
“O balgamı ben yuttum arkadaş, o balgam kanıma karıştı benim.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Salpa
Alt başlık:
Selimiye Üçlemesi 2
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053756514
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Yılmaz Güney’in Selimiye Üçlemesi’nin ikinci kitabı Salpa, Hücrem’in son satırında tanıştığımız Mehmet Salpa’nın Konya’dan İstanbul’a uzanan bir süreçte, sert yaşam koşulları içerisinde bilinçlenmesinin öyküsü.

“Kimdir bu vapur, otobüs, tren, uçak seferlerini, onların yolcularını ayarlayanlar? Kimdir radyolarda falan saat reklamlar, yurttan sesler, filan saat Henry Mancini orkestrası diyen? Kimdir yüz beş liralık ayakkabıyı iki yüz doksana, dört yüz kırk liralık ceketi altı yüz on liraya fırlatan?

İnsanları geleneksel bir telaş ve yetmezlik içinde oradan oraya koşturan, Afrika’ya beyaz kadın kaçıran, namlulara mermi süren, acımasız tetik çektiren, öğrencileri kırdıran, ezen, çocukları ağlatan kim?”

Kitabı okuyanlar 91 okur

  • derya
  • Gizem Şahin
  • Ali
  • Ayhan Özdemir
  • Öykü
  • Sedanur Ceylan
  • Taylan Yılmaz
  • Eddy
  • Berfin Yıldırım
  • Muhtesim Yiğit

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.3
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%9.1
25-34 Yaş
%45.5
35-44 Yaş
%31.8
45-54 Yaş
%4.5
55-64 Yaş
%4.5
65+ Yaş
%2.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%34.7
Erkek
%65.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%35.5 (11)
9
%29 (9)
8
%16.1 (5)
7
%6.5 (2)
6
%9.7 (3)
5
%3.2 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0