Hücrem kitabının sonunda karşımıza çıkan Salpa. Ve Salpa’nın fikrî gelişimi anlatılıyor. Tıpkı birincisi gibi akıcı ve üslubu sarıcı bir kitap. Dayak, hela, balgam, bok, osuruk… gibi kullanılan her hoşa gitmeyen sözcük, olayların içine cuk oturduğu ve tam da o boşluğu doldurduğu için hiç sırıtmıyor. Kulağı tırmalayıcı gelmiyor. Yılmaz Güney’in üslubu, bizim sokakta duyduğumuz/duyacağımız her türden sözcüğün, edebî bir çerçevede kullanılmış hali, şeklinde geldi bana.
*
Kitabın en etkileyici kısmı, Salpa ve arkadaşı Kıvırcık’ın, Emniyet Müdürlüğü’nde yaşadıklarıdır. O kısmı okuyanlar, o feryatları duyabileceklerdir…
*
Salpa, Kıvırcık’ın rüzgarıyla bir yola çıkmış ama arkadaşı genelde başka bir ufka özelde de askere giderek yolları ayrılacak. Bu ayrılığın verdiği bocalamadan sonra artık Salda önde giden, Kadir de peşinden gelen olacak.
*
Beğendiğim Alıntılar
“Önyargılar, kalıplaşmış düşünce yapısının, değişimi istemeyen güçlerin kapı köpekleriydi, bekçileriydi.” Sayfa:10
“Savaş başlamıştı… Birinci Salpa Kurtuluş Savaşı…” sayfa:17
“Yürüyorlardı. Kendi ölülerini taşıyan iki yorgun hamaldılar...” Sayfa:32
“Kimseye beğendirememişlerdi bakışlarını… Duruşlarını.” Sayfa:34
“Ayakkabısı, tek başına, az ötesinde duruyordu.” Sayfa:44
“Yürü… Ayağın şişer, kan toplar durursan… Yürü!..” sayfa:44
“İçinde korku yaşatan, onu üreten insan özgür olabilir mi?” sayfa:54
- Burda, önce burda bağır.
- Ayıp olur, gelen geçenler ayıp olur. Gidelim, dolaşırken bağırırım.
- Geçenlerden bize ne, niye ayıp olsun onlara? Onlar kim? Biz aç sefil gezerken, ayağımıza peşkir sarılı gezerken onlar niye utanmadılar, niye yüzleri kızarmadı, niye ayıp oluyor demediler? Sayfa:65
“Güleçlik, bedenine iyi oturmamış bir gömlek gibiydi yüzünde.” Sayfa:68
“Uykuyla uyanıklık arasının akılsız dağınıklığını mı