Selimiye Üçlemesi 2

Salpa

Yılmaz Güney
Tahmini Okuma Süresi:
2 sa. 57 dk.
Sayfa Sayısı:
104
Basım Tarihi:
Mart 2017
Yayınevi:
İthaki Yayınları
ISBN:
9786053756514
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Sıralamalar
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Yılmaz Güney – Salpa
Puan vermedi·104 syf.··
2021 20. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 16 Şubat 2021 23:06
Hücrem kitabının sonunda karşımıza çıkan Salpa. Ve Salpa’nın fikrî gelişimi anlatılıyor. Tıpkı birincisi gibi akıcı ve üslubu sarıcı bir kitap. Dayak, hela, balgam, bok, osuruk… gibi kullanılan her hoşa gitmeyen sözcük, olayların içine cuk oturduğu ve tam da o boşluğu doldurduğu için hiç sırıtmıyor. Kulağı tırmalayıcı gelmiyor. Yılmaz Güney’in üslubu, bizim sokakta duyduğumuz/duyacağımız her türden sözcüğün, edebî bir çerçevede kullanılmış hali, şeklinde geldi bana. * Kitabın en etkileyici kısmı, Salpa ve arkadaşı Kıvırcık’ın, Emniyet Müdürlüğü’nde yaşadıklarıdır. O kısmı okuyanlar, o feryatları duyabileceklerdir… * Salpa, Kıvırcık’ın rüzgarıyla bir yola çıkmış ama arkadaşı genelde başka bir ufka özelde de askere giderek yolları ayrılacak. Bu ayrılığın verdiği bocalamadan sonra artık Salda önde giden, Kadir de peşinden gelen olacak. * Beğendiğim Alıntılar “Önyargılar, kalıplaşmış düşünce yapısının, değişimi istemeyen güçlerin kapı köpekleriydi, bekçileriydi.” Sayfa:10 “Savaş başlamıştı… Birinci Salpa Kurtuluş Savaşı…” sayfa:17 “Yürüyorlardı. Kendi ölülerini taşıyan iki yorgun hamaldılar...” Sayfa:32 “Kimseye beğendirememişlerdi bakışlarını… Duruşlarını.” Sayfa:34 “Ayakkabısı, tek başına, az ötesinde duruyordu.” Sayfa:44 “Yürü… Ayağın şişer, kan toplar durursan… Yürü!..” sayfa:44 “İçinde korku yaşatan, onu üreten insan özgür olabilir mi?” sayfa:54 - Burda, önce burda bağır. - Ayıp olur, gelen geçenler ayıp olur. Gidelim, dolaşırken bağırırım. - Geçenlerden bize ne, niye ayıp olsun onlara? Onlar kim? Biz aç sefil gezerken, ayağımıza peşkir sarılı gezerken onlar niye utanmadılar, niye yüzleri kızarmadı, niye ayıp oluyor demediler? Sayfa:65 “Güleçlik, bedenine iyi oturmamış bir gömlek gibiydi yüzünde.” Sayfa:68 “Uykuyla uyanıklık arasının akılsız dağınıklığını mı
SalpaYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017698 okunma
Bilinçlenme
10/10
·104 syf.··
2020 35. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2020 02:26
Selimye üçlemesinin ikinci kitabı olan Salpa Güneyin edebiyat alanındaki gücünü gözler önüne seriyor. Dünyadan haberleri olmayan iki çocuğun Konya'dan kaçıp İstanbul'a sığınışları. Bu koca kentte bocalamalarını, hayatı öğrenmelerini anlatır Salpa. Mehmet Salpa kimdir? Her şeyden habersiz büyüyen bir çocuk. Büyüdükçe de bilinçlenen, bilinçlendikce de olgunlaşan, sorgularından kurtulmayan,(kurtulmak da istemeyen) çelişkilerini büyüten bir kimsedir. Elbette doğru yolu bulmuştur Salpa ama ne yapmalıydı? Nasıl düzeltirdi dünyayı nasırlı elleriyle. Sanırım bu soruların cevabını Selimye üçlemesinin son kitabı Sanık ile bulacağız. Yılmaz Güney Salpa
Edebiyat
SalpaYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017698 okunma
Puan vermedi·104 syf.··
2024 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Ocak 2024 09:34
Selimiye üçlemesinin ikinci kitabı Salpa. Birinci kitap Hücrem’in son bölümünde tanıştığımız Memet Salpa’nın hikayesini okuyoruz. Salpa, Konya’nın bir köyündendir artık oralara sığamayan Salpa bir gün arkadaşıyla İstanbul’a gitmeye karar verirler. Ancak Salpa kendisiyle beraber çelişkilerini, umutlarını, güvensizliğinide götürür. Salpa bu büyük şehirde ayakta kalabilmeyi öğrenirken bir taraftan kendini ve hayatı sorgulamaya başlar. Salpa’nın fikir ve sorgu dünyasında yolculuk etmeye ve bu yolculukta aynı soruları kendinize sormaya hazır mısınız? O halde İyi okumalar, kitapla kalın.
SalpaYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017698 okunma
Yaşama savaşı: Sözde Demo(k)bilinç!
9/10
·104 syf.··
2021 129. kitabı
Serinin ilk kitabının sonunda tanıtılan Mehmet Salpa'nın hikayesi bu. Konya'nın bozkırlarından İstanbula göç etmiş bir kunduracı kalfasının. İnsanların güvenilmezliği, şehre hoşgeldin resmi dayağı ve çaresizlik nidaları altında bir bilinçlenme serüveni. Yakın arkadaşı Kıvırcık ile olan ilişkisi, #steinbeck 'in Fareler ve İnsanlar karakterlerine dönüşüp bir nevi 'Öndeki- Gerideki' biçimine varınca oluşan ayrışım; zamanla hayatın da verdiği zorluklarla toplumu tanıma çabasına varıyor. Peki; anlatıcı yazarın Salpa'nın bu çabalarına kattığı yeni sorgular, onda gerçek bir dönüşümü yaratabilmiş midir? Tabidir ki, hayır. Okuma çabasında da olsa, hayata geriden başlayan alttakiler sınıfına, (Salpa'nın da okuduğu) Çetin Altan'ın bir kaç yazısı, Orhan ve Yaşar Kemal'lerden fazlası gerek her daim. Tolumumuzda ayyuka çıkan fırsat eşitsizliği, büyük kentlerdeki mental gettolar dahil kırsal kesimin bilinçlenme zorunluluğunu ateşlese de, sonuçta varılan toplumsal bilinçsizlik hali ülkemizin enflasyondan çok önceki sorunu, vesselam. Elli yıllık, bu fazlasıyla realist edebi metin, akıcı dille liseyi bitirmiş bir köylü gencin büyük şehirde yabancılaşmasını hatta sınırlarını zorluyor: Şimdi ne yapacak Salpa? Okuduğum bir çok metin içerisinden pek azında görebildiğim gerçekçilik ve derin sorgular, bu kısa romanda dile gelmiş. Sosyalizm vurgu ve tanımları barındırsa da, betimlenen şekliyle İstanbul yada metropol hayatı ve tutunamayanlar ise hâlâ aynı, utanç verici insanlık adına. Lütfen eseri; dogmatik ve ideolojik süzgeçlerinizi kapatıp (ki pek çoğu denendi mi!), ışık alan solungaçlarınızdan aldığınız duru nefeslerinizin arasıra kesilmesini göze alarak okuyun: Yaşama savaşını, burjuva kurumlar iktidarı altında.
1000Kitap
SalpaYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017698 okunma
5/10
·104 syf.·
2017 241. kitabı
Kitapı yedi sene önce okuduğum , Sistemlerin yapmış olduğu zülümlere değiniyor. Kitap da bende iz birakan söz : Polisin tutuklaya şunu söylemesi `` Burda ALLah yok peygamber izin de `` sözü olmuştu : Polisler bu sözü önce istanbul sirkeci karakoluna yazdı. Daha sonra gayretepe polis karakolunda yer edinmeye başladı . Şimdi sana, korkma, yiğit ol diyemem yeğenim. Kork. Hemi de üzülmeden, sıkılmadan kork. Bir gün, cesaret sana mutlaka gerekse, mutlaka cesur olacaksın. İşte sahici cesaret odur ve bize gerekli olan da budur. Anlıyor musun? Korku birike birike cesaret olur yeğenim. Acılar birikir sevinç olur.. kitap bu satırlar çok şey anlatıyor.
Sinema
SalpaYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017698 okunma
10/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2018 25. kitabı
·
46 günde okudu
·
Okunma: 12 Kasım 2018 11:57
Annemden bana miras kalmış bir kitaptır Salpa. Bozkır’dan İstanbul’a büyük umutlarla gelmiş iki arkadaşın, Salpa ve Kıvırcık, hayata tutunma serüvenini konu edinir kitap. Anadolu’nun saf âdetlerini barındıran bu bünyeler masumluklarından ötürü her türlü işkenceyi yaşarlar ve çıkış yolu olarak önlerine Sosyalizm çıkar O dönemin yani 70‘lerin Türkiye’sini anlamak için mükemmel bir eser mutlaka okunmalı.
Edebiyat
SalpaYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017698 okunma
Salpa Hakkında
7/10
·104 syf.··
2022 3. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2022 00:00
Yazar, kitap boyunca tüm ayrıntılarıyla çok iyi bir karakter analizi yapmıştır. Yılmaz Güney fikir dünyasını, Salpa karakterinin zaman içinde değişimini anlatarak aktarmaya, vurgulamaya çalışmıştır ve gayet de başarılı bir şekilde yapmıştır. Dili gayet akıcı ve anlaşılır okunmaya değer gözönünde olmayan güzel bir çiçek gibi.
Edebiyat
SalpaYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017698 okunma
Puan vermedi·104 syf.··
2019 456. kitabı
·
Yılmaz Güney'in Selimiye Üçlemesinin ikinci kitabı olan Salpa'nın kahramanı Mehmet Salpa ile ilk kitabın sonunda karşılaşmıştık. Mehmet Salpa ve Kıvırcık Orta Anadolu'dan İstanbul gibi bir dev kente kaçar ve bu kentte hayatta kalmaya çalışırlar. Ezilenler, sadece başkaları tarafından ezilmez. İçlerine yerleşmiş olan korku da onları bir balyoz gibi ezebilir. Dünya adaletli değil, orası kesin. Ama insanlar dünyayı kendine benzetmiştir.
SalpaYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017698 okunma
9/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2016 3. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2016 00:00
İyi bir senaristin aynı zamanda iyi bir yazar olması gerektiğinin kanıtı bu kitap Öykü karakteri Mehmet Salpa'nın başından geçenleri bir çırpıda okuyabilirsiniz. kitabı kapattığınızda her ne kadar içiniz buruk olsa da her ne kadar kızgın olsanız da kesinlikle okuduğunuz için pişman olmayacağınız ve keşke biraz daha uzatsaydı da sinemasını çekseydi diyeceğiniz bir kitap.
Sinema
SalpaYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017698 okunma
9/10
·104 syf.··
2016 20. kitabı
Yine bir Türkiye gerçeği... 1970 sonrası büyük şehirlere büyük umutlarla göç eden insanların hikayesi... Başarılı bir şekilde, Yılmaz Güney ustalığıyla gözler önüne seriliyor.
Sinema
SalpaYılmaz Güney · İthaki Yayınları · 2017698 okunma

Yazar Hakkında

Yılmaz GüneyYazar · 30 kitap
Babası Siverekli Zaza, annesi ise Vartolu bir Kürt olan Yılmaz Güney, özellikle Çirkin Kral dönemi sonrasında çektiği ve önemli bir sinemacı olarak kabul edilmesini sağlayan Cannes ödüllü Yol, Sürü, Umutsuzlar gibi filmleriyle tanınır. Yılmaz Güney'in gerçek adı Yılmaz Pütün'dür. Kendi ifadesine göre Pütün kırılması zor sert meyve çekirdeği demektir. 1937 yılında, köylü bir ailenin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Babası Siverek Desman Köyü'nden olup Annesi Muş'un Varto ilçesindendir. Kendisi Adana'da büyümüş ve Adana birçok filmine konu olmuştur. Adana'da bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere İstanbul'a gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bu süreçte bir yandan da hikâyeler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmaz'ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı. Yılmaz Güney, 1959 yılında Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı "Bu Vatanın Çocukları" ve "Alageyik" isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hem de filmlerde rol alır ve oynar. "Karacaoğlan'ın Karasevdası"nda da yönetmen yardımcılığı yapar. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkûm olur. İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çeker. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir "Anadolu çocuğunun" otoriteye başkaldırısı vardır. Bu dönemde Çirkin Kral lakabını alır. Bu dönemdeki en önemli filmi Lütfü Akad'ın yönettiği ve kendisinin yazdığı "Hudutların Kanunu"dur. Bu dönem boyunca oyunculuğunu geliştiren Yılmaz Güney, abartısız ve yalın oyunculuk anlayışı bu dönemde artık oturtmuştur. Yılmaz Güney, 1971 yılında Efraim Elrom'un öldürülmesinden sorumlu olan başta Mahir Çayan olmak üzere diğer Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi üyelerini sakladığı gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkûm edildi. Yılmaz Güney içeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır. 1974'te cezaevinden çıktı. İki yıldan fazla cezaevinde kalan Yılmaz Güney aynı yıl "Arkadaş" filmini çekti. Yine aynı yıl "Endişe" adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim'de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976'da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevinden yurtdışına firar etti. Yılmaz Güney'in hapisten kaçışı da filmlerini anımsatmıştır. Hapse girmeden önce çekmiş olduğu "Şeytanın Oğlu" filminde: bir günlük bayram izininde dışarı çıkan ve kayıplara karışan bir adamın hikâyesini anlatmıştır. Filmine benzer bir yaşantı tecrübe etmiştir. Bir günlük izin ile hapisten çıkan Güney, Antalya'nın Kaş ilçesinden Yunanistan'a bağlı Meis adasına, oradan da İsviçre'ye kaçmıştır. Daha sonra Fransa'ya geçer ve yaşamının geri kalanını orada geçirir. Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde senaryolarını yazdığı ve Zeki Ökten tarafından çekilen "Sürü" ile yurt dışında ve yurt içinde büyük ilgi gören ve Şerif Gören tarafından çekilen "Yol" filmleri büyük ses getirdi. Cezaevindeyken GÜNEY adlı bir sanat-kültür dergisi çıkardı. Yol'un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivali'nde ödül aldı. Yurt dışına kaçtıktan sonra Fransa'da "Duvar" filmini çekti. Güney'in, 1976 yılında Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde tanıklık ettiği, çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyanın sinemaya aktarıldığı "Duvar" onun son filmi olmuştur. Son yıllarını Paris'te geçiren Güney, mide kanseri nedeniyle 9 Eylül 1984'te yaşamını yitirdi ve Paris'te toprağa verildi.