Sanık Selimiye Üçlemesi 3

7,8/10  (11 Oy) · 
47 okunma  · 
11 beğeni  · 
771 gösterim
Selimiye Üçlemesi’nin tamamlandığı Sanık’ta, üniversite son sınıf öğrencisi Yaşar Yılmaz’ın “içeri alınmasına” ve “itirafa” zorlanmasına tanık oluyoruz. Gerçekte anonim bir figür olarak değerlendirilebilecek olan Yaşar Yılmaz, önüne konan boş kâğıtları nasıl dolduracağını düşünürken kendi geçmişini de sorgulayarak gecikmiş bir öz eleştiriye başlar.



“Akşama kadar yazacaksın. Beğenirlerse su, yemek ve cıgara verilecek. Komutanım söyledi. Kaç zamandır buradayım, konuşmayan adam görmedim… Akılsızlık etme. Yaz da kurtul.”



“Ne yazayım? Bir suçum yok ki benim.”



“Ne istiyorlarsa onu yaz. Yazdırırlar çünkü. Dayanamazsın. Yazdırırlar.”
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2017
  • Sayfa Sayısı:
    136
  • ISBN:
    9786053756491
  • Yayınevi:
    İthaki Yayınları
  • Kitabın Türü:
Uğur D. 
 30 May 12:36 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Selimiye Üçlemesi bitti ama beni de bitirdi, üzdü, sinirlendirdi, huzursuz etti, yüreğe vicdana dokundu. Yılmaz Güney, Hücrem kitabında düşündürdü, sordu soruşturdu, üzdü, yer yer sinirlendirdi çoğunlukla da huzursuz etti. Salpa’da ise bunların seviyesini biraz daha arttırdı ve gümbür gümbür Salpa ile soruşturdu yaşadığımız gerçekleri, “Anlat be Salpa anlat” dedikçe sanki arka fondan “güm güm” diye sesler duyuldu, her bir cümlesi her bir sorusu gümletti sayfaları. Sanık kitabında ise Yaşar Yılmaz ile beraber bizleri çaresiz bıraktı, öyle bir üzüp huzursuz etti ki sinirlenmek istesek bile sinirlenemedik, ne geline ana diyebildik ne de oy anam oy desek de sesimizi duyurabildik. Yazmak istedik ama yazamadık, ne yazacağımızı bilemedik, ne yazabilirdik ki Yaşar, suçun yoktu ki senin.

Kitabı okurken yoruldum, Yaşar Yılmaz işkencelere maruz kaldıkça koskoca tarihimizin belki de tarihimizden de büyük koskoca ayıplarını okudukça utandım, kendimi hepimizi suçlu hissettim. Çoban Sülü ve Ecevit suçlu demek, onların suçlarının size atılmasının ayıbı ve Yılmaz Güney’in her huzursuz edici cümlesi ile beraber yıkıma uğrattı beni. Kanlı Pazar, Altıncı Filo olayları neden herkesin üstüne atılır Salpa diye Salpa’ya sormak istedim.

Yenildin be Yaşar, faşizme karşı dik duruşuna rağmen yenildin, hâlbuki bu zulmün yenilmesi gerekiyordu ama elbet olacak Yaşar elbet bu da olacak, hücrene, hücrendeki duvara boşuna yazmadılar o yazıları, sakin ol arkadaş sen paniğe kapılma. Zafere kadar savaşacağız ve zulüm mutlaka yenilecektir.

Kitaptan 5 Alıntı

Uğur D. 
29 May 22:07 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Peki Nasıl?
Ve hücre duvarlarında yazılanlar doğrulanacak bir gün:
"Zulüm mutlaka yenilecektir!"

Sanık, Yılmaz Güney (Sayfa 84 - İthaki Yayınları)Sanık, Yılmaz Güney (Sayfa 84 - İthaki Yayınları)
Uğur D. 
 29 May 08:55 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

İlk 'komünist' sözcüğünü Dörtyol'da, bir duvar afişinde gördü. Ortaokula gidiyordu. Ağzından kırmızı alevler çıkartan bir ejderha resmi vardı afişte. 'Komünizm tehlikesi' yazıyordu üstünde. Komünizmi afişteki gibi bir şey sanıyordu.

Lise birde Yaşar Kemal'in 'İnce Memed'ini okudu. Hayran kaldı. Oysa Yaşar Kemal'e de 'komünist', roman içinde 'komünizm propagandası yapıyor,' diyorlardı.
"Bir daha böyle komünist kitaplar okuma," dediler ve Nihal Atsız'in kitaplarını verdiler.

Sanık, Yılmaz Güney (Sayfa 55 - İthaki Yayınları)Sanık, Yılmaz Güney (Sayfa 55 - İthaki Yayınları)
Uğur D. 
29 May 11:16 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Aziz Nesin
Anımsadıkça içini yaralayan olaylardan biri de Aziz Nesin'in kaldığı otelin camlarını kırmalarıydı.
"Aziz Nesin gelmiş," dediler ve Türk Ocağı'ndan hareket eden bir grup gençle Yıldız Oteli'nin camlarını kırdılar.
"Kahrolsun komünistler!" diye bağırıyorlardı.

Sanık, Yılmaz Güney (Sayfa 56 - İthaki Yayınları)Sanık, Yılmaz Güney (Sayfa 56 - İthaki Yayınları)
Uğur D. 
 28 May 22:48 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Dev-Genç Sorgusu, Polis Bir Şey Bilmiyordu, Her Şeyi Biz Söyledik...
"Önemsiz sorular soruyorlardı. Kravatının rengi, gömleğinin rengi, ne içtiniz, çay mı, kahve mi, ne yediniz gibi. Önemsemediğim için en küçük ayrıntıyı bile anlatmakta sakınca görmüyordum. Fakat işin boku sonra çıktı. Hüseyin'i yakalıyorlar. Anlat ulan, her şeyi biliyoruz, diyorlar. Benden öğrendikleri ayrıntıları söylüyorlar. O gün diyorlar, falan yere gittin, üzerinde mavi bir gömlek, siyah mavi çizgili bir kravat vardı, şekerli bir kahve söyledin ve cıgarayı tersten yaktın... Daha anlatalım mı, yoksa konuşacak mısın, diyorlar. Hüseyin düşünüyor, cıgarayı tersten yaktığımı bildiklerine göre, bunları bildiklerine göre her şeyi biliyorlar, diyor, anlatıyor her şeyi. Sonra beni çağırıyorlar, yatırıyorlar, gerisini de ben söylüyorum. Aslında polis bir şey bilmiyordu. Her şeyi biz söyledik. Aptallığımızdan. Yok, polis deneyimimiz yok."

Sanık, Yılmaz Güney (Sayfa 45 - İthaki Yayınları)Sanık, Yılmaz Güney (Sayfa 45 - İthaki Yayınları)
Uğur D. 
30 May 08:53 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"En önemsiz görünen konularda bile getirilen antidemokratik önlemler ve kısıtlamalar karşısında amansız bir yırtıcılıkla mücadele etmeli ve kitleleri bu mücadelenin gerekliliğine inandırmalıdır," diyordu. "Çünkü önemsiz görünen bu önlemlerle burjuvazi, halkı alıştıra alıştıra, tepkilere yol açmadan, adım adım köleleştirme amacı gütmektedir." diyordu. "Bu sinsi oyuna karşı mücadeleyi ihmal etmek, önemsemek, faşizmin yayılmasına göz yummaktır," diyordu.

Sanık, Yılmaz Güney (Sayfa 85 - İthaki Yayınları)Sanık, Yılmaz Güney (Sayfa 85 - İthaki Yayınları)