Stefan Zweig'e ait güçlü bir eser. Güçlü diyorum çünkü temelleri aşırı derecede sağlam atılmış. Yazar kendi hayatında yaşadığı psikolojik durumları eserindeki karakterlere de serpiştirmiş. Yani kendi hayatının renklerini taşıyor.
Kitap iki öyküden oluşuyor; kitapçı mendel ve kızıl. Ikisi de harikulade şekilde işlenmiş okuyunca ( bunu mu abartıyorlar demeyin karakterin psikolojisini anlamak mühim mesele) eminim herkes kendi yaşantısından bir payda çıkaracaktır. Kitapçı Mendel de işi gücü hayatı kitap olan/ gerçek hayattan soyut yaşayan bir adamın savaş zamanında ( ülkede savaş olduğundan bile haberi yok Mendel'in) isim ve mektupların şüpheciliği ile dikkat çekilip rehin alınması daha sonra yanlış anlama olmuş deyip Mendel'in serbest bırakılması ile başlayan dramatik bir konu. Mendel artık eski Mendel değildi. Ve öylece sanki hiç Mendel olmamış gibi sessizce ölüp gidiyor lakin ölmeden önce yine kitaplarının olduğu masaya gelip orada can veriyor.
Kızıl öyküsü ise, şurada iki satırla anlatılacak gibi değil gerçekten. Bir üniversite öğrencisinin : yalnızlık, nefis, bir şehirde yabancı olma, özgüvensiz olması ve bu yüzden yaşadığı ezikliği güzel şekilde tahlil edilmiş. Ah keşke sonu mutlu bitse idi. Adı kızıl çünkü kızıl hastalığına yakalanıyor ve sonrası.. Ölmek isterken yaşayıp, tam yaşama tutunacak bir sebebi bulmuşken yaşamak isterken ölmesi gerçekten hayat bazen kocaman bir ters orantı gibi.
Stefan Zweig'e dair söylenecek çok söz var, mükemmel bir düşünce ve müthiş bir çabanın sonunda intihar etmek hiç olmadı.. . Keşke biraz daha dayanabilseymiş zorluklara.
#stefanzweig