...KİTAPÇI MENDEL...
Stefan Zweig yine bildiğimiz gibi, kendi dilini birçok duyguyu bir kalemde yoğurup ustalıkla konuşturuyor sayfalarda.
İçlerinde okuduğum en soft, sade kitap bu diyebilirim. Sanırım bir sahaf söz konusu olduğundan olsa gerek.. sahaf gezenler bu hissi çoktan anladı bile.(Ben gezmedim ama nedense az da olsa bir ortak hisse sahibim:) artık ne kadar içselleştirmişsem:) oranın tozu, kokusu, duvarlara dayalı üst üste yığılmış sayfalar ordusu birliği.. sayarken bile ortama girdim bi an.. neyse gidemeyenlerin canı daha fazla yanmasın:( Kitap iki hikayeden oluşmuştur.
İlki Sahafçı Mendel (bazı basımlarda böyle de geçer.)
Hikâye, Viyana'daki bir kafede geçer. Ana karakter eskiden beri uğradığı bir kafeye yıllar sonra tekrar uğrar ve mekânın geçmişiyle bugünü arasındaki farklılığı fark eder. Kendi içinde başlar farklılıkları sıralamaya. Burada bir zamanlar yaşamış olan Jakob Mendel'i hatırlar.
Ancak Mendel'in hayata bakışı, I. Dünya Savaşı sırasında, onun toplumdan soyutlanmış yaşamın büyük bir yolculuğuna yol açar: O dönemde düşmanla haberleştiği şüphesiyle orada tutuklanır ve sürgüne gönderilir. Savaştan sonra geri süreçlerin eski ortamı değiştiği, on binlerce insanın yok olduğu ve olayların seyrinin hayatının paramparça olmasına sebebiyet vermiştir. Kitaplarına erişim engellenmiş olan Mendel, yalnızlığa ve yoksulluğa doğru itilmiş ve artık I. Dünya Savaşı sebebiyle hiçbir şey hatırlayamaz hale gelir.
Mendel aslında eski bir dünyanın sona erip yeni bir dünyanın doğuşunu simgeler, eskiden saygı gören bilginin ve entelektüel birikimin, savaşın ve politik olayların gölgesinde değersizleştiği anlatılır.
Ahh ne kadar kötü bir durum bu. İnsan bilmeden, öğrenmeden, bir şeyi okumadan nasıl yaşar ki. Hayretler silsilesi... Yani tam anlamıyla bomboş bir hayat. Hiçbir
Kitapçı Mendel;Zweig'in iki öyküden oluşan bir solukta okunacak bir eseri..Ilk öyküde Kitapçı Jakop Mendel'in yaşamından bir kesit ona gençliğinde tesadüfen tanıyarak hayran kalan bir adamın ağzından anlatılıyor. Yıllar sonra tesadüfen girdiği bir cafe de Jakop Mendeli hatırlatan bu adam onun nerede olduğunu nasıl hayata veda ettiğini, tüm hayatını kitaplara adamış bir adamın hayatının savaş ile birlikte nasıl mahvolarak sonlandığını içiniz burkularak okuyorsunuz...Ikinci hikaye olan Kızıl ise;Venedik'e üniversite öğrenimi için gelen gencin yeni bir hayata alışma süreci, ailesine olan hasreti,yeni insanlara bakış açısı ile beraber zorlama arkadaşlıklar yaparak yaşadığı buhran kaleme alınmış. Tam gerçek aşkı bulmuşken ise onu trajik bir son beklemektedir..Iki öyküde de insan psikolojisi ve içsel yolculukları güzel bir şekilde anlatılmış,bir solukta okunacak bir Zweig eseri..
Bu kitap, kitapların arasında yaşayan ve neredeyse insanlardan kopuk bir hayat süren Mendel’in hikâyesini anlatıyor.
Stefan Zweig bu kısa ama gerçekten etkileyici metinde, bilgiye ve kitaplara adanmış bir yaşamın ne kadar kırılgan olabileceğini gösterirken aynı zamanda savaşın ve toplumun masum bir insanın hayatını nasıl değiştirebildiğini de hissettiriyor.
Mendel'in içinde bulunduğu durumu ve artı olarak o ruh halini o kadar hissettiriyor ki Zweig...
Kısa bir hikaye olmasına rağmen derin bir hüzün ve güçlü bir insanlık eleştirisi barındırdığını düşünüyorum kitabın.
Okuduktan sonra, bir süre duvarla bakışıyorsunuz. Ayrıca çok çerez bir kitap, birkaç saatte bitirilebilir.
Mendel, inanılmaz hafızasında, bildiği tüm kitapların envanterini tutan ve kitaplarda kurduğu dünyasında kendi halinde yaşayan, sahaftan çok bir antikacıdır. Birinci Dünya Savaşı'nın başladığını dahi fark edemeyecek kadar içine kapanık bir hayat sürerken diğer ülkelerdeki abonelikleri aksadığından dolayı oralara mektuplar göndermeye başlamasıyla ajan zannedilerek tutuklanır. Toplama kampında geçirdiği iki yılın ardından bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmaz...
İkinci öykü Kızıl ise büyük şehrin gereklilikleri ruhunda derin yaralar açarken, ailesinin korumacılığından uzakta olmanın verdiği yalnızlıkla bunalıma giren bir genci anlatır. Eğitimine boş verdiği sırada, kızıl hastalığına tutulmuş küçük bir kızın yardım dileyen elleri, onu düştüğü kuyudan çıkaracak bir umut ışığı olur.
Zayıf ruhların yürek burkan hikâyelerinin Zweig'ın incelikli anlatımı ile daha da zenginleştiği, savaşın kültürlere olan etkisinin eşsiz bir kanıtı olan bu eseri, Ahmet Arpad'ın özenli çevirisi ile sunuluyor.
İlk öykü olan Mendel'de, kendimi buldum diyebilirim. Mendel'in hikayesi o kadar hoşuma gitti ki kendime kılavuz edindim. İkinci öykü olan Kızıl'da ise Berger'in kendini bulma, hayatını anlamlandırma çabasını okurken çok keyif aldım.
"Duyulan tek şey, pencereden içeri giren büyük ve yabancı kentin öfkeli gürültüsüydü. Ölümü veya yaşamı hiç umursamadan aralıksız homurdanıyordu."
Keyifli okumalar:))
Zweig"ın iki öyküsünü birleştirmişler. Kitapçı Mendel ve Bir Yaz Öyküsü. Ben iki öyküyü de çok sevdim. Ama Kitapçı Mendel'in yeri ayrı olacak galiba Okurken böyle biri olmalı ve tanışmalı, hayatımızda olmalı diyorsunuz. Bu kadar kendi dünyasında olmayı kıskanıyor galiba insan. Başına gelenlere ise ayrı üzülüyorsunuz. Zweig'ın ne güzel bir dünyası var ki Jakop Mendel gibi bir karakteri anlatmış bize.
İkinci öykü Bir Yaz Öyküsü ise bir yürüyüş esnasında anlatılabilecek bir olay gibi. Ne güzel yazılmış. Ama üzüldüm o genç kıza okurken, hayal kurmasına, beklentisini, ruh halindeki değişime. Ve buna sebep olanın bir mektup oluşuna. Sevilme arzusu beni üzdü. Kısacık bir kitap bir saat içerisinde bitirdim, elimden bırakamadım. Koridor yayınları hakkında çok fikrim yok belki başka yayınevinden okunmalı da denebilir. Ama yazım tarzını beğendim kolay okunuyor. Zweig öykülerini seviyorsanız bunu da çok seversiniz eminim. Bence herkes Kitapçı Mendel'i tanımalı :)
Değişik bir vesile ile okumaya başladığım Kitapçı Mendel hakkında edindiğim birkaç fikri paylaşmak istedim. Öncelikle şunu izah etmeliyim ki Stefan Zweig ile çok ileri boyutta bir yazar-okur ilişkim yok yani birkaç kitabını okumuş ve bekledigim lezzeti alamamıştım, bu kanımın dışında tuttuğum tek bir kitabı var o da : Acımak (Namıdiğer:Sabırsız Yürek).
Acımak kitabını çok sever ve aynı sevgiyle de tavsiye ederim. Hasılı uzun bir müddettir ne elime ne de listeme aldığım bir yazardı kendisi ta ki Kitapçı Mendel'e kadar.
Kitapçı Mendel'i güzel bir okuma grubu vesilesiyle okuyoruz ve ben de bu sebeple okumak durumunda kaldım. İyi ki de tekrardan elime almışım çünkü güzel mesajları ve ifadeleri olan duru bir kitap bana göre kendileri. Kitabın yapısından bahsederek bahse girmeliyim. Kitap, iki bölümden oluşuyor:Kitapçı Mendel ve Kızıl. Malumunuz, ilk bölüm aynı zamanda kitaba ad olmuş. Kitabın muhtevası hakkında pek ip ucu vermemeye çalışarak şunu belirtmeliyim ki her iki bölümdeki ana karakterler birbirlerine çok benziyor ve uyumlular.Kitabı bitirdikten sonra aslında bu iki kişiyi bir araya getirdiğimizde birbirlerine derman olabilirler mi diye düşünmeden edemedim.
Bu iki karakter; toplumla içli dışlı olmayan ama toplumda bir şekilde fark edilmiş, kendi içinde farklı özellik ve düşüncelere sahip, dışarıdan çok şeffaf olmayan bir yerdeler.Bence ikisi de nev-i şahsına münhasır kişilikler.
Modern yalnızlık esintisiyle o dönemin toplumunun fikir ve uygulamasını bize gösteriyor.
Okudukça kendimizce paylar çıkarabileceğimiz satırlarla haşır neşir oluyoruz.
Benim bu kitapta gördüğüm ve her iki bölümde de hoşuma giden alt mesaj şu oldu: İnsanların ruhsal ve fiziksel sağlıklarını kaybetmemeleri için birbirlerine ihtiyaçları var şöyle ki bir insana derman olmak, insanlara yardım
Biri bu kitap için şey yazmış : " kitapta 1. dünya savaşı yüzünden hayatı biten bir kitapçıyı anlatan yazarın hayatının da 2. dünya savaşı yüzünden bitmesi ilginç bir durum "
Evet inceleme bu kadar arkadaşlar. Zweig okuyun. Hayata bakış açınızı değiştirecek bir yazar.
Sayfa sayısı az olmasına rağmen çok şey anlatan bir kitap. Karakterlerin içinde bulunduğu durum her zaman etkiliyor beni. Kitapçı Mendel kitaplar hakkında her bilgiye sahip ve dünyası kitaplardan ibaret olan biri. Daha sonra başına gelen bir olay yüzünden Mendel artık eskisi gibi olamıyor.
İnsanın başına gelen bu olayın insanın ruh halini nasıl etkilediğini okuyoruz. Ben çok etkilendim ayrıca Mendel'in kitap hafızasına da hayran kaldım.
Unutmadan söylemek gerekirse;
İçinde güzel üç farklı hikayenin bulunduğu bu eserde, hayatında kitaptan başka hiçbir şey olmayan ancak etrafından da bihaber olan Mendel’in başına geleni, sonra gözleri görmeyen bir koleksiyonerin hayatından dramatik bir kesiti ve en son hayatını insan biriktirmeye adamış Anton’u okuyacaksınız, bu kitap gerçekten hem bakış açınıza,hemde merhametinize bir kez daha yön verip onu besleyecek.
Okumanızı tavsiye ediyorum.
Ulu Tanrım, bu masada Mendel oturuyordu, kitapçı Mendel.. Onun gibi kitap dinozorlarının nesli yavaş yavaş tükeniyor. Tek kelimeyle müthiş bir kitaptı.
Kitap iki tane hikaye yer alıyor.
Kitapçı Mendel ve Kızıl.
İlk hikaye Kitapçı Mendel. Jakop Mendel, ikinci dünya zamanın da yaşayan sahafçı Mendel dünyadan bir haber yaşayan, savaşın başladığından dahi bir haber yaşayan bir adam. Dünyası sadece kitaplardan ibaret olan kendini tanıyan insanlar arasında Sahafçı Mendel ve yürüyen ansiklopedi olarak tanınıyordu. Gençliğinde Mendel ile tanışan bir adam yıllar sonra girdiği cafe de aklına gelir ve Mendel’in başına ne geldiğini merak edip araştırıp öğrenir ve çok acı şekil de hayatının sona erdiğini öğrenir.
İkinci hikaye olan Kızıl, 17 yaşında tıp fakültesini kazanıp öğrenip için Viyana’ya giden genç bir adam. Bin bir türlü kurduğu hayaller ile Viyana’ya gelen genç, hiçbir şeyin hayalini kurmadığı gibi olduğunu görür. Yeni bir hayata alışma süreci, ailesine olan hasreti özellikle de kız kardeşine olan sevgisi ve özlemini dile getiriyor. Kızıl hastalığına yakalan bir kızla tanışır ve tam mesleğinin önemi ve güzelliğini anlayıp, şehre alışıp güzelliklerini görmeye başladığı evrede Berger kızıl hastalığına yakalanır.
Özellikle de kızıl hikayesinde insan psikolojisini ve çocuğun ruh tahlilini çok güzel bir şekil de dile getirmiş Stefan Zweig.. Keyifli okumalar.
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.